11 Mayıs 2010 Salı

Batuhan Karadeniz Eskişehirspor'da!



Genelde son dakikalarda patlatmayı sevdiğimiz bombaları bu sefer çok erken patlattık ve yeni sezon öncesinde Batuhan Karadeniz'i kadromuza dahil ettik.

Yapılan açıklamaya göre 4 yıllık anlaştığımız Batuhan Karadeniz'e 2.1 Milyon Euro bonservis bedeli ödeyeceğiz.

Tabata'nın 8 milyon verildiği ülkemizde Batuhan gibi henüz 19 yaşında, Türkiye'nin Sercan Yıldırım'la beraber en çok potansiyeli olan, en başarılı genç forvetlerinden birini 2.1 milyon euro karşılığında almak gerçekten çok büyük bir iş başarmak şüphesiz.

Uzun süredir sürüp giden Mustafa Denizli - Batuhan kutuplaşmasının bundaki payını yok sayamayız tabii. Mustafa Denizli, Yusuf'la, Bobo'yla sözleşme yenilerken elindeki genç yetenekleri birer birer yitiriyor.

Batuhan Karadeniz tarzı oyuncuları yitirmek, kaybetmek çok kolaydır. Kazanmaksa bir o kadar zor. Geçtiğimiz sene ikinci dönemi hatırlarsak, küllerinden doğmuş bir Batuhan'la Süper Lig'e tutunmuştuk. Gelecek sezon, Batuhan'la beraber neden uyuyan efsaneyi uyandıramayalım? Batuhan kendini göstermek istiyor, artık futbol oynamak istiyor. Dikkatini tamamen futbola verip, geçen senenin sonunda olduğu gibi taraftarla bütünleşmeyi başarabilirse buranın kralı olur. Yeni bir devrimin ayak izlerinden biri de ona ait olur. Neden olmasın?

Batuhan Karadeniz Eskişehirspor camiasına hayırlı ve uğurlu olsun.

4 Mayıs 2010 Salı

Adem Sarı ve Galatasaray Açıklaması..



Son günlerin en gündem yaratan konusu Adem Sarı'nın Galatasaray'la anlaştığı söylentileri Rıza Çalımbay ve Halil Ünal'ı da harekete geçirmiş gözüküyor. Halil Ünal, Eskişehir'in yerel bir gazetesine verdiği demeçte sert çıkmış:

“Haberler tamamen yalan. Adem’i istemediler, Sezer’in zaten her zaman müşterisi var. Onu satıp, bunu satıp seneye Sivas’ın durumuna mı düşelim? Hiç kimseyi vermem. Ben bırak satmayı daha nasıl güçlendireceğimi düşünüyorum”

Aynı şekilde Rıza Çalımbay da bugün yaptığı açıklamada:

"Öyle bir şey yok. O haberler nasıl çıkıyor, ben de anlamıyorum. Adem Sarı, önce burada bir çatır çatır oynasın, ondan sonra izin veririz. Biz kimseyi engellemeyiz. Burası Eskişehir Kulübü. Eskişehir Kulübü de büyük bir kulüp. Burada oynamak da çok önemli. Adem, önce burada en az 10-15 tane ilk 11'de maç oynayacak. Ondan sonra kime gitmek isterse, yönetim kurulu da izin verirse
gider. Şuanda Adem'in öyle bir niyeti yok. Daha Adem'in burada yapacağı çok iş var. Adem ile ilgili herşey bize bağlı. İlla ki ben gideceğim derse, tabii gidebilir kimseyi tutmayız" demiş.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Adem Sarı Galatasaray'a mı?


Ligin bitimiyle beraber transfer dedikodularının hız kazandığı şu günlerde, 6 gollü oyuncumuz Adem Sarı'nın adı Galatasaray'la sıkça anılmaya başlandı. Henüz net bir bilgi olmasa da, Sezer Öztürk ile beraber Galatasaray'ın takip ettiği bir oyuncu olduğu kesin. Şimdilik bir dedikodudan öteye gidemeyen bu söylenti ve Adem'in oyun tarzı için ileriki günlerde bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum.

En güvenilir sitelerden biri olan eskisehirspor.com'daki yorumlar için:

Erken Nakavt!.. / Fenerbahçe: 2 - Eskişehirspor: 0


Şampiyonluk yarışının kızıştığı bu günlerde 50 binden fazla seyircinin önüne çıktık. Her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğu haftalardan biriydi, Fenerbahçe ve Bursaspor için. 50 bin taraftarı önünde "Fener gol gol gol, şampiyonluk geliyor." tezahüratıyla, üzerinde baskı hissedecek takım Fenerbahçe'yken; tam tersi oldu. Baskıyı biz yedik. Sanki tüm futbolcular "Bu maçı kazanamayız." havasında çıkmışlardı. Aynı şekilde maçın hakemi Bülent Yıldırım da, nasılsa Fener kazanır havasında olacak ki, takdir haklarını geçtim; faul ile alakası olmayan bir pozisyonda Fenerbahçe'ye golü hediye etti.

Bunca baskıyı yememizdeki tek neden Fenerbahçe'nin şampiyonluğa aç, seyircisi önündeki tutumu değildi bana kalırsa. Üzerimize ölümüne saldıran bir ekip olacağı zaten aşikardı, fakat kadro seçimi ve diziliş; bunu maksimuma çıkarttı.

Top tutabilmemiz, ileriye akın edebilmemiz için kanatları kullanmamız gerekiyor. Peki kanat oyuncularımız kim? Sağ açıkta Koray, sol açıkta kimi zaman Sezer, kimi zaman Mehmet Yılmaz. Yani o bölgeyle tam anlamıyla alakası olmayan isimler. Maça "açık" kavramımız olmadan başladık. Erkan Zengin'in yedek soyundurulması tam bir soru işaretiydi. Bunun yanında Koray'ı sağ açık gibi görsek de stadyumda dağılıştan çok net gördüm ki aslında 5-3-2 gibi saçma sapan bir taktiğe döndük çoğu zaman. Koray'ın sağ beke sık sık geldiği, dolayısıyla Sezgin'in de sanki stoper gibi oynayıp defansı 3'lediğini gördük. Böylece kanatları olmayan, 5 defans + 2 ön libero, 7 savunmacıyla sahaya çıkmış bir Eskişehirspor gördük. Bunun yanında ileri kısımda ise yapayalnız, kopuk 3 forvetimiz vardı. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuz zaman, tüm oyunu kendi sahamızda kabul etmemiz önlenemez bir gerçekti.

Ivesa'nın bir anlamda hediye ettiği 2. golle de maçı tamamen bitirmiş olduk. Zaten bu deplasmandan puan çıkarabilme olasılığımız çok düşüktü; bunu kaleci hatasına, hakem hatasına ya da başka bir şeye bağlamak futbol cehaleti olur. Fakat tüm bunlar, "erken nakavt"ımızın hazırlayıcısı oldu.

İkinci yarı tipik Eskişehirspor toparlanması yaşadık, tahmin ettiğim gibi. Örneğin Ankaragücü maçında olsun, ya da ilk devre oynanan Trabzonspor maçı... İlk yarı olay koptuktan sonra ikinci yarı yalancı bir toparlanma geliyor takıma. Bunu yine yaşadık. Kale önünde net diyebileceğimiz bir pozisyon yaratamadık. O ligde iddiası olmayan, ununu elemiş, eleğini asmış takım biz değildik; Fener'di sanki. Anlaşılması mümkün olmayan panik hali, olan olup biten bitince top çevirmeye döndü. Orta sahada kimi çevrelerce çok eleştirilse de tek ayakta duran ismin Doğa olduğunu düşünüyorum ben. Belki ikinci aşamada attığı topları Sezer'in yapabildiği gibi değil ama, çok kritik yerlerde top kaptı, mücadele etti. Bunun dışında zaten klasiğimiz. Sakatlığı pahasına oynayan Nadarevic... Tek başına takımını sırtlamaya çalıştı. Elinden bu kadarı geldi. Yüreği büyük Bosnalı'mızı ayakta alkışlıyorum ve uzun süre formasını çıkarmamasını diliyorum. Onun haricinde Erkan ve Adem'in girişi de oyuna hareket getirse de sonucu değiştirmedi.

Maç sonunda oyuncularımızı tribüne ısrarla çağırdığımızda gelen isimler belliydi. En önden yine her zaman olduğu gibi Nadarevic... Utanarak geldi sanki... Ama giydiği formanın farkındaydı. Hep yaptığı gibi alkışladı, öptüğü formasını tribünlerin yanına kadar gelerek bir taraftarımıza armağan etti...

Sonrasında Doğa... Sezgin... Ivesa... Ve en son da Adem geldi. Tribünlere baktı, şanlı armamızı öptü. Fener tribünleri boşalmadan önce, kenarda toplanmış alay ediyordu. Laf attılar, döndü bir baktı ve formasını bir kez daha öptü onlara bakarak. Verilebilecek en güzel cevaptı. Işıklar yavaş yavaş kapanırken, Adem ve Nadarevic boynu önlerinde yavaşça yürüyordu soyunma odasına... Koşaradım kaçan arkadaşlarının aksine, yavaş yavaş gidiyorlardı. Sanki o Eskişehirsporlu'luğu gösterememenin; 2 binden fazla taraftarını mahçup etmenin utancını onların yerine de yaşıyorlardı...

Zaten maç sonundaki görüntü her şeyi özetliyordu. Bu takıma canını vererek oynayan Nadarevic ve Adem.. Doğa, Sezgin ve her ne kadar hataları olsa da burada olmamızda büyük pay sahibi olan dev adam Ivesa... Yüreğinizle oynadığınız sürece, taraftar her zaman arkanızda olacaktır. Seneye forması için mücadele eden böyle isimler olduğu sürece, başımız dik alnımız açık yolumuza devam ederiz.

29 Nisan 2010 Perşembe

Trabzonspor Maçı Takım Değerlendirmesi


Ivesa: Yüzünü bile göremedik maçta desek yeridir. Toplamda 1 kaleye bulan şutlarının olduğunu düşünürsek oldukça rahat bir maç çıkardı.

Sezgin: Yine iyi niyetli mücadele etmeye çalışan bir Sezgin vardı. Sol bekte başladı. Sol tarafta uzun süredir oynamamasının ve solak olmamasının verdiği tedirginlikle başta biraz aksasa da rakip 10 kişi kalınca ve Murat Önür'ün girmesinden sonra stopere geçmesiyle toparladı.

El Saka: El Saka... Top her ayağına geldiğinde yüreğimizin kalktığı bir isim haline dönüştü. Defansta, orta sahada inanılmaz riskli hareketler yapıyor. Bir değil, iki değil en az üç dört kez yaptı bu maçta. Hatta kaptırdıkları da oldu ama bir şekilde üstünü kapattı. Bence bu kadar rahat hareket etmesi iyi değil. Sürekli diken üstünde hareketlerdense daha garanti yolları seçmeli. Onun dışındaki performansı iyiydi.

Nadarevic: Nadarevic birazcık hızlı olsa, Süper Lig'i bırak Avrupa Standartlarında bile üstlerde bir oyuncu olacaktır buna eminim. Zaten bu haliyle bile ülkemizde sayılı stoperlerden biri. Adam adama markajı, hırsı, isteği... Taraftarla birlikte oynuyor sanki. Bu maçta da ilk yarı boyunca üstüne düşeni yaptı Talihsiz bir sakatlık yaşadı bu maçta, inşallah bir an önce tekrar sahalarda görürüz Nadarevic'i.

Koray: Bu maçta sakatlıklardan ötürü sağ bek olarak mücadele etti Koray. Sakatlıktan çıkmış olması birazcık form düşüklüğü yaratsa da bence üzerine düşeni yaptı. Hücuma gereken desteği veriyor, özellikle de Erkan Zengin'le önlü arkalı oynamaları büyük avantaj olabiliyor. Seneye vazgeçilmez isimlerimizden olmalı..

Bülent Ertuğrul: Erken bir dakikada talihsiz bir sakatlık yaşadı ve yerini Alper'e bıraktı. Oynadığı süre boyunca hatası yoktu. Tecrübesiyle takımı yönlendiriyor, abilik yapıyor.

Doğa: Bence maçın gizli yıldızlarından biri de Doğa'ydı. Bitmek bilmeyen bir enerjisi vardı. Sahanın her yerinde, bir sağda bir solda. O görmek istediğimiz Doğa, o hırsıyla tekrar sahadaydı. Ve gerek ilk yarı sonunda, gerekse maç sonunda en çok koşan listesinin başındaydı. Orta sahanın yükünü neredeyse tek başına sırtladı ve Sezer'e destek oldu. Goldeki o müthiş ortasını da gözardı etmemek gerekir. Umarım bu performansı hep devam eder.

Erkan Zengin: Erkan ilk 11'de başlasa da, başlamasa da hiç küsmeden oynamaya devam ediyor. Trabzonspor maçında da yine üzerine düşeni yaptı. Kanatları oldukça etkili dribblinglerle kullanabiliyor. Asla bencil olmaması da çok artı bir özellik. Bonservisi alınıp takıma kazandırılabilirse faydalı olur.

Adem: Adem bizden biri adeta. Bakıyorum da, kolundaki o siyah kırmızı bileklikle bile, taraftarla birlikte oynuyor sanki. Tek eksiği birazcık maç, birazcık tecrübe... İkinci yarılarda girdiğinde daha etkili olduğu su götürmez bir gerçek olsa da, artık ilk 11'de yer bularak tecrübe kazanması gerekiyor. İnşallah aynı hırs, aynı Eskişehirsporluluk bilinciyle devam ederse unutulmayanlar arasına girmeyi başarır.

Sezer: Geçen maçların aksine forvet arkası serbest adam olarak başladı maça. Ne diyebiliriz ki? Kaleci Onur'dan sonra tartışmasız maçın yıldızıydı. Bir sağdan, bir soldan yaptığı ataklar; çektiği muhteşem şutlar... Bir 10 numarada olması gereken her şey Sezer'de var. Hep söylüyorum, Sezer seneye çok daha iyi olacaktır. Bunlar sadece başlangıcı. Gereken şey birazcık sabır, biraz inanç... Nazar değmemesi için maşallah diyerek fazla uzatmıyorum.

Ümit: Ah Ümit, şanssız Ümit... 5 tane %100 gol pozisyonundan yararlanamasa da son dakikada attığı golle tecrübe abidesi olduğunu gösterdi. Çoğu gol pozisyonunu kendi yarattığı bir gerçek olsa da, artık biraz da üzerindeki o stresi atması gerekiyor. Bu sezon attığı 7 gol, gözardı edilemez derecede önemli. Sezer'in form tutmasıyla daha çok gol atacağına inanıyorum.

Murat: Yedekte kalmasına rağmen form olarak düşmemiş. Çok istekliydi. Bunda hafta arasında Rıza Çalımbay'la uzatılan sözleşmenin payı da büyük. Çünkü şu sıralar onun için gitme-kalma dönemi. Ama sol bekte iyi bir alternatif olduğunun işaretini verdi bence. Bindirmeleri, yaptığı ortalar oldukça iyiydi. Hatta ikinci yarıya sol bölge için hareket getiren isimdi.

Alper: Dikine oynamasını yavaş yavaş geliştiriyor. Bunun yanında kendine güveni de artıyor. Fakat hücuma çıkarken kaptırdığı toplar takımı bir anda ileride bırakabiliyor. Yine de bu yaşında, bu kadar mütevazi olup, aynı zamanda kendine güvenmek de artı bir özellik. Bunu gitgide çok daha pozitif hale getirebileceğini biliyorum. Beşiktaş maçında tüm sahayı tek başına yiyip bitirmişti. Fenerbahçe maçında da ilk 11'de başlayıp oyunu değiştirebilecek isimlerden olduğunu düşünüyorum.

Aydın: Girdikten sonra bir kaç klas çalım hareketi yapsa da, bildiğimiz Aydın. İsteksizliği zaten en büyük baş belası. Onu yenmedikten sonra, diğerlerinin hiçbir önemi kalmıyor maalesef. Önünde kendini gösterebileceği 2 haftası daha var. Umarım biraz da olsa umut ışığı görürüz de, seneye devam eder...

28 Nisan 2010 Çarşamba

Ümit'in Merhameti... Es-Es: 1 Trabzon: 0


Bize göre uzatmalarını oynadığımız Süper Lig'de, hanemize Ümit'in son dakika golüyle bir 3 puan daha ekleyerek, 51 puana çıktık.

Maç öncesi çıkan kadro, düşünecek olursak, biri de ben olmak üzere çoğu taraftarın istediği kadroydu. Başta kadrolar çıkınca, sol açıkta Sezer, sağ açıkta Erkan oynayacak zannetsek de, maç içinde gördük ki aslında 4-2-3-1'e yakın bir taktikle mücadele ettik.

-------------Ivesa----------------

Koray-ElSaka-Nadarevic-Sezgin-

-------Bülent E.---Doğa---------

Adem ------Sezer -------- Erkan

-------------Ümit---------------

gibi bir dizilişle sahadaydık. Yani haftalardır söylemekten yorulduğumuz, "Sezer'in serbest adam olarak oynaması" sonunda vücut bulmuştu. Belki de seneyeki oyunumuzun bir taktiğiydi bu, bir provasıydı. Ama kesinlikle gördük ki, Sezer ortada serbest adam oynatılınca bambaşka oluyor. Bunun yanında Rıza Hoca'nın Adem'le ilgili düşüncelerini de oldukça doğru bulmuşumdur hep. "Adem ilk 11 başlayamaz daha tam anlamıyla, sonlara doğru top ezer. Ama sonlarda girsin, çok gol atar." diyordu hocamız ve bu maçla beraber bunu bir kez daha görmüş olduk. Çok kötü oynamasa da, sonradan girdiği kadar etkili değildi bana kalırsa. Ama bu saatten sonra ilk 11 çıkmasını da doğru buluyorum, tecrübe kazanması için. Neyse tek tek oyuncu incelemesi de yapmayı düşündüğümden şimdilik oyuncu kısmını bitirip, taktik kısmına geçiyorum.

Trabzonspor ligin son yarısında Kayseri maçı harici hiç mağlubiyet almamış bir takım olarak geldi Eskişehir'e. Ama bunun yanında da, ligi kafasında tamamen bitirmiş; kupaya ve gelecek sezona yoğunlaşmış bir Trabzon da vardı. Bizse şu son 4 maçta 3 mağlubiyetlik performanstan ötürü darmadağındık.

Ama yönetim maçtan önce zekice bir hamle yaptı. Bir anlamda kumar gibiydi. Rıza Çalımbay'la apar topar sözleşme yeniledi. Bu hem hocayı hem de oyuncuları kamçılamak için yadsınamaz bir hamleydi. Trabzon maçında çıkabilecek olumsuz bir sonuç, kötü bir oyun, %99 Rıza Çalımbay'la tribünler arası gerilimi artıracak, bu da bize iyiden iyiye zarar verecekti. Hele hele, bu gergin atmosferde, seyirci önünde rahat oynayabilmek fobiye dönüşecekti. Bunun yanı sıra Rıza Çalımbay gidecek söylentileri oyuncuları rehavete de sokabilirdi. Tüm bunlardan sonra, yönetim Rıza Çalımbay'a güvendiğini, ne olursa olsun desteklediğini gösterdi. Taraftar da, farklı düşünceler olsa da, genel anlamda kabul etti. Rüzgarı arkasına alan Rıza Çalımbay, artık kafasında "kalacak-gidecek" ayrımı yapmaya başlamıştır elbette. Örneğin, Rıza Çalımbay'ın gideceği söylentileri yoğunlaşsa belki de Murat Önür sonradan girip, delicesine istekli oynamazdı... Şimdi her şey Çalımbay'ın elinde... Geçen sene ligde kalmak ya da kalmamak, bu sene rahat bir yerde bitirebilmek ve seneye bir "hedef". Oyun sistemi oturmuş, iyi savunma yaparken aynı zamanda ayağa oynayabilen bir Eskişehirspor'u görebilmek herkesin dileği. Ben Eskişehir'de 3. sezonunu üstüste yaşayabilen bir teknik adam görmedim maalesef. Umarım Çalımbay da bu fırsatı iyi değerlendirip efsanelerimiz arasına girer.

Maça dönecek olursak, ilk dakikalarda sahanın da kötü olması sebebiyle belki futbol adına hiçbir şey yoktu. Ne zaman ki Umut kendini attırdı, o zaman takımda hareketlenmeler başladı. İlk yarı biraz baskılı olsak da, ikinci yarı tek kale oynadık. Trabzonspor'un kalemizi bulan sadece 1 şutu olduğunu söylersek sanırım baskımızı anlatmaya yeter. Sezer'in bir sağa, bir sola geçerek bindirmeleri, Erkan Zengin'in ara pasları... Ama Ümit... Pozisyonların çoğunu kendi yaratmayı başarsa da, amacı topu gol çizgisinden geçirmek olan Ümit Karan bir türlü bunu başaramayınca son dakikaya kadar yerleri tırmaladık durduk. Taa ki, merhamete gelip muhteşem bir kafa golü atıncaya kadar. Tabii burada Trabzonspor'un kalecisi Onur'a da parantez açmak gerek. Kurtardığı gollerle tartışmasız maçın adamıydı, gerçekten geleceği parlak olabilir.

Son dakikada attığımız golde bile ayağa oynama çabamız görülmeye değerdi. Sezer'in oyun kurucu gibi oynatılması, kanatları kullanmamız, ara paslar, şişirme hastalığından kurtulup son dakikaya dek yerden oynamaya çalışmamız... Bunlar hep gelecek sezonu düşündükçe beni heyecanlandıran, ümit veren şeyler. Yeter ki birlik olalım, yeter ki isteyelim...

18 Nisan 2010 Pazar

Naklen İşkence...


Hafta arasında Türkiye'ye özgü bir kararla yasak geliyor... Ve sevdanın önündeki yasak sessizliğini Eskişehirspor taraftarı Lig TV'ye attığı mesajlarla, tesislerde yaptığı şovlarıyla bozuyor. Lig TV maçı yayın programına ekliyor... Ve maç sonu... Eminim çoğu Eskişehirspor'lunun içinden aynı şey, keşke bozmasaydık hiç...

Canlı yayınla tüm Türkiye'ye rezil oluyoruz. Neresinden başlayayım yazmaya? Takımın elle tutulur bir yanı yok ki. Neresini ele alsanız elinizde kalıyor. Maçın henüz başında, amatör takımın yiyeceği tarzda bir gol yiyoruz. Kalecinin şişirdiği topu geçtim, Ivesa neden oraya kadar çıkıyor ben onu anlamıyorum. Ve henüz 3. dakikada neden o kadar boş defansımız, onu anlamak mümkün değil. Maçın 80. dakikası olur, gol atmanız gerekiyordur, yüklenirsiniz; o zaman yerseniz kabul edilebilir belki. Ama daha maçın 3. dakikası. Nedir bu konsantrasyon eksikliği, nedir bu motivasyonsuzluk?

Ardından yine toparlanamıyoruz. Volkan'ın yapmaya çalıştığı ortaları aklım almıyor. Neden hep kalecinin üstüne doğru olduğunu sorguluyorum. Çünkü hücum anlamında ortaya koyabildiğimiz tek şey Volkan'ın kalecinin üstüne yaptığı 2 orta. Derken beklenen 2. Ankaragücü golü de geliyor. Bağıra bağıra... Hani o adam atamasa da, bizimki kendi kalesine atarmış gibi bir pozisyon...

2-0'dan sonra oyun kopuyor zaten. Sahada yürüyoruz. Denizli maçından alışmışız. Bahar geldi ya... Vucko'nun dengesiz hareketi, zaten yeterince tribün baskısını üzerine almış, toplamda 2 Süper Lig maçı yönetmiş hakemi penaltı noktasına götürüyor. 3-0 oluyor. Rıza Çalımbay öfkeli. Günah keçisi kim? : "Vucko..." Hemen kenara alınıyor Vucko, apar topar. Yerine giren "kurtarıcı" ismimiz: Ragıp!

Aydın Yılmaz'ı tebrik etmek istiyorum ben. Tüm takımı kendisine benzetmeyi başardığı gibi. Hiçbir şey yapmaz mı bir insan koskoca 45 dakikada. Toplamda top 2 kez ayağına geldi Aydın'ın... Yazıklar olsun. Vucko'yu apar topar çıkarıp moralini iyice bozanlar; aynı şeyi Aydın'a yapmalıydı çoktan. Çoktan geri dönmesi gerekiyordu Aydın'ın. Beşiktaş maçında sahaya girdi, 10 kişi oynadık. Ondan önceki çoğu maçta aynı şey. Aydın'ın olduğu her maç, 10 kişi mücadele ettik. Bu maçta, 11 kişinin de ikişer kişilik oynaması gerekiyorken Aydın Yılmaz'ın sahaya sürülmesi; Erkan Zengin'in yedek kulübesinde bekletilmesini anlatsın birisi... Ah Aydın... Hep aynı şey. "Kalitesi belli ama..." Değil kardeşim. Kalitesi belli falan değil. Bu adamdan Galatasaray etiketini alın, "anadolu topçusu" yapın; Almanya'dan gelen Adem Sarı yapın kimse tutup böyle şeyler demez, bu kadar da sabretmez...

Bu maçla birlikte şundan iyice emin oldum ki, Rıza Çalımbay'ın hobisi yanlış kadro çıkarıp, doğruyu daha sonra oyuna dahil etmek... Nitekim, ikinci yarı Aydın'ın çıkıp Erkan'ın girmesi bile oyunu hareketlendirmeye yetti de arttı bile. Ama sadece cılız ataklardan ibaretti. Tek sevincimiz, Sezer'in muhteşem pasıyla çok şık bir gol atan Adem oldu. Armasını öperken, maç sonunda "Büyük taraftarımızdan özür diliyorum..." diyerek bahseden Adem, artık daha fazla şans bulmalı...

Sezer zaten tartışılmaz. Yeter ki birazcık oynasın. Seneye takımımızın dinamosu olacaktır. Nasıl ki Bursaspor bu sene Volkan Şen'in, Ozan İpek'in, Sercan'ın olağanüstü performansıyla gidiyorsa, bizim de Volkan Şen'imiz olacak isim Sezer. Daha unuttuğumuz Koray'ımız var, Adem'imiz... Senenin iskeletini oluşturabilmeliyiz artık. Alper'i tamamen monte etmeliyiz. Mücadele etmeyenlere müsamaha tanıyarak hiçbir yere gelemeyiz. Bize Aydın gibi çalışmayan oyuncular değil, Alper gibi, Adem gibi mücadeleci ve gelecek vaadeden isimler gerekiyor.Bu sene az çok bulunacağımız yer belli olduğuna göre, gelecek senenin Eskişehirspor'unu oluşturalım. Geçen sene Sivas, bu sene Bursa... Seneye biz kendimiz başlattığımız bu devrimi, kendimiz tamamlayamaz mıyız? Neden olmasın...
Related Posts with Thumbnails