Maç Sonrası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maç Sonrası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2012 Cumartesi

12/13 STSL | M.İ.Y: 1 Eskisehirspor: 3 | Yıldız Farkı

31.08.2012

Kâbus gibi başlayan Spor Toto Süper Lig 2012-2013 sezonunun 3. haftasında Mersin İdman Yurdu'nu deplasmanda 3-1'le geçerek, tam 3 hafta sonra golle ve puanla tanıştık.

Kulis arkalarında gizlice yeni teknik direktör planları yapılıp basın önünde hocaya sahip çıkılan, teknik adamın bir basın mensubunu ortalık yerde tehdit ettiği bir ortam... Maç öncesi Eskişehirspor'un hali tam olarak böyleydi. 2 maçta gol bulunamadan alınan mağlubiyetler, taraftarın ve camianın geleceğe olan bakışını karanlık bir hale getirmişti.



Neredeyse deplasmanda alınabilecek puana şükredecek bir halde çıktık Mersin deplasmanına. Ancak en önemlisi, kadro dizilişi diğer maçlardan farklıydı. Tıpkı önceki senelerdeki gibi 3 ön libero ile sahaya çıkmıştık. Bundan önce orta sahanın mücadeleci yükü Hürriyet'in omzuna bırakılırken, bu maçta Mehmet Güven ve Veysel ikilisi göbekte yer alıyordu. Tabii bunda, transferi yılan hikâyesine dönse de gerçekleştirilen Akaminko'nun sağ beke alınışı da büyük bir etkendi. İki hızlı isim Erkan ve Kamara kanatlara yerleştirilmiş, geçtiğimiz maçın formda isimlerinden Tello ise yalancı forvet bölgesinde yer alıyordu.

Aslında bu dizilişte de gol atabilmemiz oldukça zordu. Ancak rüya gibi başlayan maçın henüz 1. dakikası dolmadan, Kamara'nın düzgün vuruşuyla golü bulunca rahatladık. Takımın özgüveni geri gelmişti. Mehmet Güven'in attığı harika pas, Erkan Zengin'i kaleciyle karşı karşıya bırakınca durumu 2-0'a getirdik.

Takım diğer maçların aksine topun arkasındaydı, yalnızca kendi yarı sahamızda pres yapıyordu. Sanki Ersun Yanal olağan taktiklerini vermiş de, "Bugün bu anlattıklarımın tam tersini yapmaya çalışın." demişti. Topa sahip olan takım Mersin İdman Yurdu'ydu, ancak kalemizde neredeyse tek tehlike yaratamayan takım da onlardı. Belki müthiş oynamadık ancak akıllı oynadık. Çünkü fırtına kapıdaydı, önemli olan puanla dönmekti. Kalemizde hiç olmayacak bir pozisyonda golü görsek de, ikinci yarı oyunu tutmayı bilip son dakikada attığımız golle maçı koparttık.

Bir anlamda bu maç Eskişehirspor'un istediğinde neler yapabileceğini gösterdi. Yıldızlarıyla fark yaratabileceğini... Savunmada Dede, Orta sahada Tello ve hücumda Kamara ile maçı kopardı.

Bu maçlardan önce formundan uzak Dede, bu maçta defansın bel kemiğiydi. Sol bekle sınırlı kalmadı, sağ bekte ters kademeye girdiği de oldu, stoper gibi gelen hava toplarını kestiği de.

Ne kadar dizilişte forvet gibi gözükse de, son dönemin tartışılan ismi Tello belki de son dönemlerin en iyi performansını sergiledi. 3 golde de payı vardı. Kamara'nın gollerine asist yaparken, Erkan'ın golünde de orta sahada topu kaparak hücumu başlatan isimdi. Aynı zamanda gelen uzun hava toplarını bir "target man" gibi indirişi, aldırdığı fauller, direkten dönen frikiği, 90+4'te kayarak topu alma girişimi ve sahanın en çok koşan 2. oyuncusu olması... Kendi adıma Tello'dan hiç tahmin edemeyeceğim bir performanstı. Maçın açık ara yıldızıydı. Umarım bu formu devam eder.

Mersin İdman Yurdu - Eskişehirspor maçı


Hücumda Kamara, geçtiğimiz seneye göz kırptı. Takımımızda en büyük problem haline gelen bitiriciliğin nasıl yapılacağını öğretmeye devam ediyor. Şu şartlarda takımın gol ayağı denilebilecek belki de tek isim.

Önceki maçlarda şuursuz bir şekilde hücuma çıkan takımımız bu maçta olması gerekeni yaptı. Böyle olunca ağır iki stoperimiz yüksekten gelen toplarda neredeyse kalemizde tehlike bile yaşatmadı. Yeni transfer Akaminko bölgesinde güven verdi. Her şeyden önce hem kendi performansıyla, hem de Veysel'in orta sahadaki performansıyla, taraftarın yıllardır neden bir sağ bek için kendini paraladığını gösterdi.

Aradığımız morali, aradığımız puanı tam da zamanında bulduk aslında. Milli takım arası ve sonra oynanacak evimizdeki maç toparlanma adına olumlu. Ancak bir maçla da her şeyin güllük gülistanlık olduğunu söyleyemeyiz. Tam anlamıyla "Santrafor" diyebileceğimiz bir oyuncumuz halen yok. Kaleci Boffin kesinlikle güven vermiyor, "pozitif futbol"la kafayı bozmuş teknik direktörümüz güven vermiyor. Transferin kapanmasına 5 gün varken yönetim güven vermiyor. Bu koşullarda bize de en iyisini ummaktan başka çare kalmıyor.

Umarım milli takım arasını iyi geçirir, hücum hattına ve hatta kaleye yapılacak takviyeler sonrası çok daha iyi yerlere geliriz.

19 Ağustos 2012 Pazar

Resmin Bütününü Görebilmek...

Son yazımın üzerinden yaklaşık 2 yıl geçmiş. Bu 2 yılda, Rıza Çalımbay'lar, Bülent Uygun'lar, Michael Skibbe'ler... Yetmemiş üzerinden bir Avrupa macerası geçmiş. 2 sene öncesinden kalan son yazımın başlığı, bugünlere nazire yaparcasına, bugünlere göz kırparcasına imalı. "Susuyorsak aşkımızdan"

Ve şimdi Ersun Yanal. Son 2 senede olayların bir türlü durulmadığı Eskişehirspor'un son patronu. Önceki yazılara baktığım zaman aslında çoğu şeyin aynı gittiğini anlıyorum. Yine yeri doldurulamayan transferler, bazı maçlarda oyuncuların üzerindeki anlamsız bir ruhsuzluk... Bunların üzerinden tamı tamına 4 teknik adam geçmiş. Bunca teknik adamın bu kadar yanılacak hali yok diyorum kendi kendime. Geriye değişmeyen, kene gibi yapışıp gitmeyen tek şey kalıyor: Yönetim.

eskişehirspor


Elbette hiçbir teknik direktör sütten çıkmış ak kaşık değil. Hatalarından hiç ders çıkaramamış düz teknik direktör Rıza Çalımbay, kulübün adını skandallara karıştırmış bir Bülent Uygun, doğru söyleyip dokuz köyden kovulan Skibbe ve oyunun savunma yönünde hep eksik kalmış bir Ersun Yanal var kocaman tahtada.

Dünkü sezon açılışında ve hatta transferlerde Ersun Yanal'ın pekala eleştirilebilecek pek çok yanı var. "Oyuncularımın parasını vermezseniz, bırakırım." diye rest çeken Skibbe'nin ardından, Ersun Yanal'ın soğuk ve benmerkezci tavrı, futbolcularla arasına ördüğü set takımı olumsuz yönde etkiliyor. Buna bir de Ersun Yanal'ın motive edici bir teknik adam olmadığı gerçeği eklenince, en önemli maçlarda boynumuz bükük ayrılıyoruz. Tıpkı İzmir'deki kupa yarı finali, belki bir kazaya kurban gitmesek de St. Johnstone deplasmanı ve son olarak O. Marsilya deplasmanı. O zaman hep sorgulamışımdır, bir kupa yarı finaline kalan takım, seneler sonra Avrupa'da mücadele eden bir takım nasıl böyle kimliksiz, ruhsuz mücadele edebilir?

Dünkü maç da bunların ucuz bir kopyasıydı. Süper Lig'e henüz adım atmış, toplama bir takım; karşısında sezonu 2 ay önce açmış bir Eskişehirspor. Ancak istatistiklere baktığımızda, Süper Lig'e henüz basmış bu takımın bizden 9 km fazla koştuğunu görebiliyoruz. Ve eminim Avrupa maçlarımızı izleyerek hazırlanmışlar. İleride yapılan pres, oyun kurma sıkıntımızı katlarken, Servet'in uzun toplarına kaldık. Topla en çok defans oyuncularımızın oynaması, Nuhiu'nun koca maçta yalnızca 31 kez topla oynayabilmesi, topu hücuma taşıyamadığımızın göstergesiydi.

akhisar belediyespor maçı
*Grafik  www.matchstudy.com adresinden alıntıdır.


Mücadeleci kimliğimizi bir yana koyup her alanda mutlak hakim pozisyonuna geçmiştik. Belki de gerçekten Süper Lig'de bir üst sınıf takım hüviyetine bürünmüştük ancak bu oyunun mücadele yönünü bırakacağımız anlamına gelmezdi. Gözden kaçırdığımız şey buydu. Çünkü ne kadar kabullenmesi zor olsa da, skorda fark yaratabilecek, sınıf atlatabilecek oyunculara sahip değiliz. Yalnızca Kamara, Dede ile bunu gerçekleştirmek çok zor. Her ne olursa olsun, mücadele edip bir şeyleri başarmak zorundayız. 11 kişi savunmaya yerleşmiş ve delicesine pres yapan bir takıma karşı kilidi açabilecek oyuncularımız yok. Bunu hazırlık maçlarında, St. Johnstone maçlarında yeterince göremedik mi? Ancak biz de onlar kadar mücadele edip topu kazandığımızda tehlikeli olabiliyoruz. Ya topu orta alanda kazanacaksınız, ya da adam eksiltecek, ara paslar atacak bir oyuncunuz olacak. Hoş, bunu yaptığımızda bu sefer de karşımıza bitirici bir golcü olmadığı gerçeği çıkıyor.

Bunlar mücadelenin yalnızca saha içinde görülen kısmı. Dünkü maçla ilgili söylenecek belki de tonla şey var, ancak bundan önce resmin bütününü görebilmek önemli. Bu yalnızca olayın bir parçası. Bülent Uygun da bir parçasıydı, Skibbe de.

Kulübün içinde dönen bir şeyler olduğu çok açık. Böyle durumlarda şüphesiz ilk tepkiyi alacak isim teknik adamdır. Yapılan transferlerde, oyuncuların mücadele eksikliğinde tek suçu Ersun Yanal'a yüklemek, resmin bütününü kaçırmak oluyor bana kalırsa. Taraftarın daha maçın başında kadrolar sayılırken Ersun Yanal'ı ıslıklamasının, bazılarının ellerini ovuşturmasına neden olduğu kesin. Takım kötü gittiğinde, suç kendi üzerine yıkıldığında sürekli suni gündemler oluşturarak, ortaya bir günah keçisi atan Eskişehirspor yönetimi son dönemde gazetelere sızdırdığı haberlerle, bunu belli ediyordu.

Ersun Yanal'ın da büyük yanlışlar yaptığı apaçık ortadayken, böylesi bir kampanya çok daha verimli oluyor. Zira, futboldan birazcık anlayan her bireyin gördüğü gibi, yıllar öncesinde Trabzonspor'a getirmeye çalışıp getirtemediği Boffin, hatalı goller yedikçe Ersun Yanal'ın kulakları çınlıyor. Alınmayan sağ bek, olmayan golcü, hızlı bir stoper... Bunların olmayışı tamamen onun üzerine kalıyor. Bundan doğalı da yok. Çünkü takımın şu anki teknik patronu Ersun Yanal'sa, elindeki taktiğe göre adamlar seçmek zorunda. Akıllarda yankılanan en büyük soru şu:
"Yapılmayan transferler ve ucuza kaçılan futbolcularda  Ersun Yanal'ın ne kadar payı var?"

Açıkçası, hiçbir teknik adamın "performans - maliyet" eğrisinde maliyeti öncelikli tutacağına inanmıyorum. Son 4 yılda büyük gelişme göstererek "A4 kağıdından Excel'e geçirdikleri gelir tablosu" bunca kabarıkken, hatta giderlere de bunca transfer masrafı eklemişken yönetimin elini cebine atmayışı, üçün beşin lafını yapıp tüm futbolcuları birer birer kaptırışı da bu tezimi doğrular nitelikte.

Ve maalesef transfer olmadığı, birilerinin kulağına fısıldanan sözlerle perde arkasında oynanan oyunlar devam ettiği sürece, daha çok başımız ağrıyacak. Bir sezona daha skandallarla başladık. Her mağlubiyette, her sorunda kan isteyen, bir kurban isteyen kitle türedi. Kim olayın ne kadar farkında, nasıl müdahale edilecek, seçilen kurbanlara tonla para verildikten sonra neler dönecek? Taraftar kahrolurken, kimler gülecek? Şu an birazcığını görebildiğimiz bu resmin, sorunlu kısmını anlatan oldukça net bir fotoğrafa imza atmış dün www.eskisehir.net :


eskişehirspor idari menejeri

Filler tepişir, çimenler ezilir...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Eskişehirspor: 1 Sivasspor: 1


Ne kadar çok geç olsa da Sivasspor maçının yorumunu yapmak istiyorum. Hani aslında maç içerisinde yaşanan o tatsız anlar aklıma geldikçe yazasım kaçıyor ama ben o olaydan çok maçtan ve futboldan bahsetmek istiyorum.

Oldukça güzel bir havada, uzun zamandır hasret kaldığımız bir gece maçı bizleri bekliyordu. Sezonun kapanış maçı, her zamanki gibi açık tribün sahayı göstermeyen aşağı kısımları ve kenarları haricinde doluydu.

Maç başlarında öyle konsantre olamadan oynuyoruz ki kalemize gelen ilk atakta, belki de ilk pozisyon, Mehmet Yıldız'ın da hiç çaktırmadan eliyle almasıyla (ki statta biz de o an fark edemedik) 1-0 öne geçen Sivasspor'u görünce aklımda tek düşünce vardı: "Futbol bu dakikadan sonra bitmiştir." Zaten bunu da o dakikadan sonra 1 puanın kümede kalması için yeter olduğu Sivas, yavaş hareketlerle; Mehmet Yıldız harici hep defans yapmasıyla bize gösterdi. Kendi attıkları bir kornerde geride 5 adamla kaldıklarını gördükten sonra diyecek bir şey yok sanırım.

Sezer yine sol açık olarak başlatıldı. Ama anlayamıyorum ben. Trabzon maçındaki serbest pozisyondan sonra her maç neden Sezer sol açıkta ısrar ediliyor. Tamam sol açıktaki Bülent Kocabey sene sonu gidecek olabilir, iyi olmayabilir ama artık bu maçta da oynamayacaksa zaten ikinci yarı o adama boşu boşuna para vermişiz demektir. Erkan Zengin gerçekten formunun zirvesinde bir maç oynadı. Maçın adamıydı. Sezer'in serbest vuruşunda kaleciden seken topu tamamlayan genç oyuncumuz Veysel de Süper Lig'deki ilk golünü attı ama talihsiz bir şekilde sakatlanarak çıkmak zorunda kaldı. O dakikadan sonra zaten Ragıp çilesi kendini ortaya çıkardı. Çoktan futbolu bitirmiş olan Ragıp'a diyecek bir şey bulamıyorum ki zaten yollar da ayrıldı bildiğim kadarıyla. Kendisine bundan sonraki futbol yaşamında başarılar diliyorum...

Nadarevic her zamanki gibi tek başına defansta mücadele etti. Mehmet Yıldız'ı o ilk dakikada attığı golü saymazsak, hiç boşta bırakmadı. Gerekirse vücudunu da kullandı. Yani o Mehmet Yıldız gibi Süper Lig'in en fizikli ve fiziğini iyi kullanan hücumcusuna karşı oldukça iyi bir maç çıkardı. Bunun yanı sıra sakat sakat mücadele eden Sezgin'i de unutmamak gerek. Gerçekten o da bana kalırsa çok iyi mücadele etti. Alper orta sahada çalışkandı fakat eksiklikleri var. Özellikle hızlı hücumlarda daha iyi tercihler yapması gerekiyor. Topu bir an nereye atacağını şaşırabiliyor. Tabii bunlar zamanla olacak şeyler, tecrübesi arttıkça gitgide daha iyi olacaktır. Ön liberomuzda seneye rotasyon anlamında Veysel ve Alper varken sıkıntı yaşamayız orası kesin. Jaycee bir şeyler yapmaya çalıştı. O da vücudunu iyi kullanıyor. Hani sanki daha sık oynayabilse, biraz alışabilse iş yaparmış gibi. Seneye iyi bir hazırlık evresiyle Batuhan - Ümit - Jaycee hattında kimin oynayacağı konusunda tatlı bir rekabet bile olur. Koray'ın sanırım bir sakatlığı var haftalardır. Çünkü ağrı bantları takarak mücadele ediyor. Yine de elinden geleni yapmaya çalıştı bu maç çok göze batmasa da. El Saka, her topu ileri vurarak ne yapmaya çalışıyor onu anlayamadık. El Saka'nın yerine iyi bir stoper şart seneye orası kesin. Mehmet Yılmaz çok etkisizdi. Sakatlıktan döndükten sonra isteneni veremedi maalesef. Ama genel anlamda iyi bir sezon çıkardı. Beklentilerin çok çok üstündeydi. Onun dışında sonradan giren Ümit, yine sonradan dahil olan Aydın'a müthiş bir pas çıkarsa da Aydın pozisyonu çok güzel harcadı. Aydın'ın bonservisine 1 milyon istiyorlarmış. Şaka sanırım. Şahsen ben Aydın'a 250 bin Euro bile verilmesi taraftarı değilim. Bu isteksizlikle, istediği kadar tekniği olsun...

Hani maçta hiç tadım tuzum yoktu. O yüzden futbol adına da çok bir şey izleyemedik. Futbol harici her şey vardı maalesef. Sezonun son maçı olması tek tesellim. Herkesi eleştiriyoruz eleştirmesine, ama önce kendimizde bazı şeyleri görmeliyiz. Gelecek sezon, daha iyi bir tribün için, daha bütünleşmiş bir Eskişehirspor için "Biliçli Taraftar", "Bilinçli Yönetim" şart. Artık içimizdeki pisliklerden arınmayı başaralım. Bunun ilk ayağını da bedava hatır biletleri dağıtmayı bırakarak gerçekleştirsin yönetim. Sonra biliçli taraftarımız içinde kalmış tek tük çürükleri ayırmayı zaten başaracaktır. Bu sezonu Eskişehir'de böylelikle kapattık. İnşallah gelecek sezonda Avrupa Kupalarına mücadele eden Eskişehirspor'la tekrar buluşmak üzere.

29 Nisan 2010 Perşembe

Trabzonspor Maçı Takım Değerlendirmesi


Ivesa: Yüzünü bile göremedik maçta desek yeridir. Toplamda 1 kaleye bulan şutlarının olduğunu düşünürsek oldukça rahat bir maç çıkardı.

Sezgin: Yine iyi niyetli mücadele etmeye çalışan bir Sezgin vardı. Sol bekte başladı. Sol tarafta uzun süredir oynamamasının ve solak olmamasının verdiği tedirginlikle başta biraz aksasa da rakip 10 kişi kalınca ve Murat Önür'ün girmesinden sonra stopere geçmesiyle toparladı.

El Saka: El Saka... Top her ayağına geldiğinde yüreğimizin kalktığı bir isim haline dönüştü. Defansta, orta sahada inanılmaz riskli hareketler yapıyor. Bir değil, iki değil en az üç dört kez yaptı bu maçta. Hatta kaptırdıkları da oldu ama bir şekilde üstünü kapattı. Bence bu kadar rahat hareket etmesi iyi değil. Sürekli diken üstünde hareketlerdense daha garanti yolları seçmeli. Onun dışındaki performansı iyiydi.

Nadarevic: Nadarevic birazcık hızlı olsa, Süper Lig'i bırak Avrupa Standartlarında bile üstlerde bir oyuncu olacaktır buna eminim. Zaten bu haliyle bile ülkemizde sayılı stoperlerden biri. Adam adama markajı, hırsı, isteği... Taraftarla birlikte oynuyor sanki. Bu maçta da ilk yarı boyunca üstüne düşeni yaptı Talihsiz bir sakatlık yaşadı bu maçta, inşallah bir an önce tekrar sahalarda görürüz Nadarevic'i.

Koray: Bu maçta sakatlıklardan ötürü sağ bek olarak mücadele etti Koray. Sakatlıktan çıkmış olması birazcık form düşüklüğü yaratsa da bence üzerine düşeni yaptı. Hücuma gereken desteği veriyor, özellikle de Erkan Zengin'le önlü arkalı oynamaları büyük avantaj olabiliyor. Seneye vazgeçilmez isimlerimizden olmalı..

Bülent Ertuğrul: Erken bir dakikada talihsiz bir sakatlık yaşadı ve yerini Alper'e bıraktı. Oynadığı süre boyunca hatası yoktu. Tecrübesiyle takımı yönlendiriyor, abilik yapıyor.

Doğa: Bence maçın gizli yıldızlarından biri de Doğa'ydı. Bitmek bilmeyen bir enerjisi vardı. Sahanın her yerinde, bir sağda bir solda. O görmek istediğimiz Doğa, o hırsıyla tekrar sahadaydı. Ve gerek ilk yarı sonunda, gerekse maç sonunda en çok koşan listesinin başındaydı. Orta sahanın yükünü neredeyse tek başına sırtladı ve Sezer'e destek oldu. Goldeki o müthiş ortasını da gözardı etmemek gerekir. Umarım bu performansı hep devam eder.

Erkan Zengin: Erkan ilk 11'de başlasa da, başlamasa da hiç küsmeden oynamaya devam ediyor. Trabzonspor maçında da yine üzerine düşeni yaptı. Kanatları oldukça etkili dribblinglerle kullanabiliyor. Asla bencil olmaması da çok artı bir özellik. Bonservisi alınıp takıma kazandırılabilirse faydalı olur.

Adem: Adem bizden biri adeta. Bakıyorum da, kolundaki o siyah kırmızı bileklikle bile, taraftarla birlikte oynuyor sanki. Tek eksiği birazcık maç, birazcık tecrübe... İkinci yarılarda girdiğinde daha etkili olduğu su götürmez bir gerçek olsa da, artık ilk 11'de yer bularak tecrübe kazanması gerekiyor. İnşallah aynı hırs, aynı Eskişehirsporluluk bilinciyle devam ederse unutulmayanlar arasına girmeyi başarır.

Sezer: Geçen maçların aksine forvet arkası serbest adam olarak başladı maça. Ne diyebiliriz ki? Kaleci Onur'dan sonra tartışmasız maçın yıldızıydı. Bir sağdan, bir soldan yaptığı ataklar; çektiği muhteşem şutlar... Bir 10 numarada olması gereken her şey Sezer'de var. Hep söylüyorum, Sezer seneye çok daha iyi olacaktır. Bunlar sadece başlangıcı. Gereken şey birazcık sabır, biraz inanç... Nazar değmemesi için maşallah diyerek fazla uzatmıyorum.

Ümit: Ah Ümit, şanssız Ümit... 5 tane %100 gol pozisyonundan yararlanamasa da son dakikada attığı golle tecrübe abidesi olduğunu gösterdi. Çoğu gol pozisyonunu kendi yarattığı bir gerçek olsa da, artık biraz da üzerindeki o stresi atması gerekiyor. Bu sezon attığı 7 gol, gözardı edilemez derecede önemli. Sezer'in form tutmasıyla daha çok gol atacağına inanıyorum.

Murat: Yedekte kalmasına rağmen form olarak düşmemiş. Çok istekliydi. Bunda hafta arasında Rıza Çalımbay'la uzatılan sözleşmenin payı da büyük. Çünkü şu sıralar onun için gitme-kalma dönemi. Ama sol bekte iyi bir alternatif olduğunun işaretini verdi bence. Bindirmeleri, yaptığı ortalar oldukça iyiydi. Hatta ikinci yarıya sol bölge için hareket getiren isimdi.

Alper: Dikine oynamasını yavaş yavaş geliştiriyor. Bunun yanında kendine güveni de artıyor. Fakat hücuma çıkarken kaptırdığı toplar takımı bir anda ileride bırakabiliyor. Yine de bu yaşında, bu kadar mütevazi olup, aynı zamanda kendine güvenmek de artı bir özellik. Bunu gitgide çok daha pozitif hale getirebileceğini biliyorum. Beşiktaş maçında tüm sahayı tek başına yiyip bitirmişti. Fenerbahçe maçında da ilk 11'de başlayıp oyunu değiştirebilecek isimlerden olduğunu düşünüyorum.

Aydın: Girdikten sonra bir kaç klas çalım hareketi yapsa da, bildiğimiz Aydın. İsteksizliği zaten en büyük baş belası. Onu yenmedikten sonra, diğerlerinin hiçbir önemi kalmıyor maalesef. Önünde kendini gösterebileceği 2 haftası daha var. Umarım biraz da olsa umut ışığı görürüz de, seneye devam eder...
Related Posts with Thumbnails