31 Mart 2010 Çarşamba

Eskişehirspor U15 Takımı Türkiye Finallerinde!


Geçen sene de teknik çalıştırıcı Berkant Ongan'ın nezaretinde U14 olarak önemli işler yapan ve bölgesel ligde 1. olmayı başaran şimdiki U15 takımımız bizi gururlandırmaya devam ediyor. Bu sene de kadrosunu koruyan ve bölgesel ligde şampiyon olup play-offlara kalan genç yeteneklerimiz play-off'u da mağlubiyetsiz kapatarak bizi Türkiye finallerinde temsil ediyor. Özellikle şimdiden profesyonel sözleşme yapılmış olan Nuri Fatih Aydın'la beraber, U15 milli takımına da davet edilmiş Erdin Üzer'in performansları umut verici. Bunun yanı sıra Batuhan Aksan, Hilmi Vurkun ve bunun gibi bir çok genç yeteneğimiz şu an A takıma bomba gibi hazırlanıyor. Bundan 4-5 senesinin Eskişehirspor'una Türkiye Finallerinde başarılar diliyorum.

İlk maç: Trabzonspor U15: 2 Eskişehirspor U15: 2 (Goller: Fatih Aydın, Fatih Ceylan)

28 Mart 2010 Pazar

Rüyadan Uyandık. 3-2


Bayağı bir uzun süredir gerek internetteki sorun, gerekse işlerim dolayısıyla forumdan uzak kaldım. Tekrardan geç olsun, güç olmasın diyor yazıma geçiyorum.

Aslında bu başlığı Gaziantep maçından sonra düşünmüştüm. "Rüyadan uyanmak..." Evet, uzun süreden sonra bulunabildiğimiz Süper Lig'de, henüz 2 sene geçmişken UEFA Avrupa Ligi hayalleri kurarken buluverdik kendimizi. Gaziantep maçındaki o son dakikada yediğimiz talihsiz gol geliyor aklıma. O maçı kazansak, bugünkü maçlar farklı olur muydu bilmem ama ilk orada anlamıştık henüz bu işler için toy olduğumuzu. Ardından müthiş bir Galatasaray ve nefes kesen Kayseri maçlarından sonra tekrar bir şekerleme yaptık. Herkesin içinde bir umut. Herkes planlar yapıyor; "Trabzon ve Fener ilk 4'te olur, biz de Beşiktaş'ı geçip 5. bitirirsek UEFA'ya gideriz." Ve herkes buna inanmış, Anadolu'nun tekrar devrim yapmaya başladığı şu günlerde "devrimi başlatan ES-ES" neden ben de yapamayayım diyor... Ve Diyarbakırspor'u, Boluspor'u yıkarak tarihe geçtiğimiz, Süper Lig'e yükseldiğimiz İnönü Stadı'na kilometrelerce uzaktan akın ediyordu...

Maçtan önce antrenmana çıkan oyuncularımızın gözlerinden inanç okunuyordu. Motive olmuştuk bu maça, hem de hiçbir maça olmadığımız kadar çok. Kaptan Ümit Karan, taraftarla arası soğuk, diyenlere nazire yaparcasına kadar tribünün yanına kadar geldi. Kaptanlık pazu bandı daha bir yakışıyordu ona sanki. Ve herkesin gözünde o inanç vardı. Fazla motivasyon aslında çok tehlikelidir, kullanmasını iyi bilmek gerekir.

Elimizdeki en iyi ilk 11'le sahaya çıktık. Orta sahanın ön libero kısmındaki eksiklik en çok göze çarpan yerdi. Maça çok hızlı başladık. İnanılmaz bir motivasyonla mücadele ederken, daha ne olduğunu anlamadan kaptan hırsının meyvesini aldı. Dedim ya, inanmıştı; taraftarı arkasındaydı.
Hırsı ve takipçiliği ona o güzel golü getirdi. Ardından top yine bizdeydi. Orta sahada genç iki isim, Alper ve Veysel müthiş bir motivasyonla mücadele ediyor, Sezer Öztürk ne kadar kaliteli bir isim olduğunu her geçen günkü gibi hissettiriyordu. Hızlı bir hücumda Alper, Ernst'in müdahalesiyle yerde kaldı ve açık bir penaltı kazandık. Bunu da kaptan Ümit Karan golü çevirince deplasman tribünü yıkılıyordu. Yetmedi, yine yüklenmeye başladık. Son günlerin formda ismi Koray, herkesi çalımlamasına çalımladı ama golü unuttu. Ardından Mehmet Yılmaz'ın o kafasında Rüştü'nün müthiş kurtarışı... Bunlar maçın kırılma anıydı. Zaten moral bozukluğu yaşayan Beşiktaş, 3. golü görse toparlanması mümkün olmazdı.

Ama ardından bir basit hatayla golü kalemizde gördük ve o an motivasyonumuz yerle bir oldu. Dedim ya, fazla motivasyon çok risklidir. Aleyhinize döndüğü an geri çevirmeniz imkansızdır. Ve öyle de oldu. Golden sonra herkeste bir panik havası. O 2-0'da bu sezondaki en güzel futboldan birini oynayan, üçgenler kurup top çıkaran, kendine güvenen Eskişehirspor gitmiş; yerine "ya bir gol daha yersek?" korkusuyla sağa sola koşturan bir takım gelmişti. Bunda futbolcuları ya da teknik kadroyu suçlamak da yersiz. Aynı şey tribünde bizlerde de oldu çünkü. Neyse ki ilk yarı 2-1 üstünlüğümüzle sona erdi.

İkinci yarıda ilk dakikalarda biraz olsun toparlanmaya çalışsak da karambolden bir golle 2-2 olunca ipler zaten koptu. Üstüne üstlük, maçın en çok koşan adamı Alper'in yerine hiç koşmayan Aydın oyuna girince orta saha defans bloğumuz tamamen yok oldu. Sarı kartı olan Veysel, ilk 11'deki ilk maçının tecrübesizliğiyle ve sarı kartının verdiği atılma korkusuyla 90 dakika mücadele ederken Alper'in çıkması bana kalırsa çok da mantıklı değildi. Ama bunun sakatlığı, formsuzluğu var. Bu yüzden fazla yorum yapmak istemiyorum. Ama Aydın Yılmaz'ın Galatasaray'dan gönderilmesinin en büyük nedeni buydu zaten. İsteksizlik. Rıza Çalımbay bu değişikliğiyle belki Sezer'i daha etkili kullanmak istedi ama orta sahamız tamamen oyundan düştü. Akabinde sağlı sollu gelişen Beşiktaş ataklarını elimiz gözümüzde izledik. Jaycee'nin gelişi iyiye işaretti çünkü, Jaycee gibi bir oyuncuyu ilerde gören Beşiktaş bu kadar dengesiz hücuma çıkmaya korkabilirdi. Ama Jaycee formasını giyse bile yedek kulübesinde bekledi. Ta ki golü yiyene dek. İş işten geçmişti. 3-2'den sonra zaten hem psikolojik, hem de fizik olarak oyundan düşmüştük. Sezer'in son dakikalardaki şutundan da yararlanamayınca 2-0 öne geçtiğimiz maçı 3-2 vermiş olduk.

Maç sonundaki güzel anlardan biri de tüm oyuncularımızı tribüne çağırıp alkışlamamızdı. Çünkü bunu hak etti tüm oyuncularımız. Bazı şeyler olmayınca olmuyor. Ama bu mücadele ruhu, bu Eskişehirsporluluk ruhu devam ettikçe 2-0'dan 3-2 verdiğimiz maçların sayısı çok sınırlı kalacaktır. Yeter ki inanalım. Belki bu seneki düşlerimizden bir adım kaldık, belki de güzel bir rüya görüyorduk uyandık. Ama unutmayalım: Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır!

19 Şubat 2010 Cuma

Zor Sınav - Gençlerbirliği Maçı Öncesi

İlk kez 2 maç üstüste kazanmanın tadına varıp, belki de ilk 6 düşlerimizle evimizde zorlu Gençlerbirliği maçına çıkıyoruz.
Gençlerbirliği'nin geçen haftaki mağlubiyeti kimseyi şaşırtmasın. Gerçekten çok iyi, ayağa top yapan ve kaliteli oyuncuları var. Özellikle son dönemde adından oldukça söz ettiren sol açık "Hurşit Meriç"i savunmak önemli. Bunun haricinde Mustafa Pektemek, Burhan Eşer, Kahe gibi hücumda oldukça etkili silahları var.
Bizde ise son gün çıkan Volkan'ın sakatlığı can sıkıyor. Uzun süredir maç oynamamış Murat Önür mü, yoksa son dönemdeki formsuzluğuyla tekrar yedek kulübesine çekilen Sezgin mi sol bek oynar bilinmez ama kim oynarsa oynasın, hücumda sol açıkta sıkıntı yaşayabileceğimizdir. Caner'in ilk 11'de başlaması mümkün olmadığına göre, Bülent Kocabey'in de formsuzluğundan ötürü yine sol açıkta Mehmet Yılmaz başlayabilir. Durum böyle olunca da sol kanat ataklarımız tamamen ölebilir. Ama ben Rıza Çalımbay'ın buna bir şekilde çözüm bulacağına inanıyorum. Aydın'ın ilk 18'e alınacağını düşünüyorum. İkinci yarının sonlarında sol açıkta Aydın'ı görebiliriz. İnşallah onun için de iyi bir başlangıç olur.
Sağ kanadımızda ise, her zaman dediğim gibi sağ bekte Koray, sağ açıkta Erkan Zengin olmalı. Bence artık bu sefer öyle başlayacağız karşılaşmaya. Sezer'i yine ikinci yarının başında dahil edebilir Rıza Hoca oyuna. Çünkü oyun sisteminde 2 ön libero var, bunu maçın başında asla bozmuyor. Forvette ise Jaycee - Ümit Karan ikilisini görebiliriz. Defansta stoper zaten Nadarevic - El Saka klasik ikilisinden oluşacaktır. Ön liberoda ise Bülent Ertuğrul - Doğa tercihimdir, ama Ragıp oynayacağına Alper oynasın bana kalırsa.
Aslında kadro derinliğimiz oldukça geniş, bu yüzden ilk 11'i çok iyi kurmalıyız. Çünkü değiştireceğimiz her ekstra oyuncu elimizi kolumuzu bağlayacaktır. Örneğin Bülent Ertuğrul'u sağ bekte başlatır da, daha sonra Koray'ı oraya çekip, Bülent Ertuğrul'un yerine Erkan Zengin'i alırsanız boşu boşuna 1 oyuncu değişikliğiniz gitti demektir. Yedek kulübenizde Aydın, Adem, Bülent Kocabey, Sezer, Caner Celep, belki de Jaycee gibi isimler var. Hepsi de ilk 11'de çıkabilecek oyuncular fakat bizim için önemli olan, hangisinden hangi bölgede maksimum verimi alabilirim sorusudur. Bu yüzden hem ilk 11 seçiminde, hem de oyuncu değişikliğinde çok dikkatli olmalıyız.
Umarım güzel bir havada, güzel bir futbolla 3 puanı almayı başarır; yukarı hedefimizi iyice büyütürüz. Gençlerbirliği yenemeyeceğimiz bir takım değil, yeter ki inanalım, Rıza Çalımbay'ın basın açıklamasında dediği gibi bir bütün olalım; gerisi zaten gelir. Allah utandırmasın.

15 Şubat 2010 Pazartesi

İlk Deplasman Galibiyetimiz.. Antalya:1 - Es-Es:2

Zor da olsa, bu sezon ilk deplasman galibiyetimizi Erkan ve Adem'in jeneriklik golleriyle almayı başardık. Bu yüzden öncelikle galibiyette emeği geçen herkesi kutluyorum.

Aslında yanlış başlayıp doğru bitirdiğimiz bir maç oldu. Önemli olan da buydu. Rıza Çalımbay'ın haftalardır Bülent Ertuğrul'u sağ bek, Koray'ı sağ açık olarak başlatmasına anlam veremiyorum ben. Sağ bekimize bir alternatif bulunmadığı taktirde -ki şu an için yok-, o bölgede Koray'ın oynaması gerektiğini; herkesin kendi mevkiisinde daha başarılı olabileceğini maç öncesi yazımda söylemiştim. Nitekim tıpkı 3-1 kaybettiğimiz Bursa maçındaki gibi 3 ön liberoyla sahaya çıktık aslında. Bülent Ertuğrul'u sağ bek olarak düşünmüş olabilir Rıza Çalımbay fakat Bülent'in sağ bekte tam performans oynayamayacağını Manisa, Bursaspor maçlarında görmüştük. Bunun yanında haftalardır oldukça formsuz oynayan Ragıp'ın ısrarla ilk 11'de başlatılmasını da anlayamıyorum. Alper gibi altyapımızdan yetişme bir oyuncunun Bursa maçıyla kenara atılmasına, Ragıp'ın ise formsuz bile olsa daima ilk 11'de olmasına ne gönlüm ne de mantığım elveriyor. Zaten yediğimiz gole bakarsak sağ kanadımızdan, Ragıp'ın kaptırdığı topta; bağıra bağıra geldi gol.

Yanlış başladık, doğru bitirdik dedik ya, nitekim ortasahamızdan Ragıp'ın çıkması ve Sezer'in dahil olması; daha sonrasında Erkan Zengin takviyesi ile Koray'ın sağ bek pozisyonuna çekilmesi ve sürpriz golcümüz Adem Sarı'nın oyuna alınması çok yerinde kararlardı. Ama oyunu o dakikaya kadar strese sokmamıza neden oldu. Attığımız goller ne kadar şık olsa da, golden önce Antalya'nın bir çok pozisyonu var. Ivesa'ya burda bir kez daha teşekkür etmemiz gerekiyor sanırım.

Deplasmanlarda artık kendimize güvenmek ve istenen topu oynamak için iyi bir galibiyet oldu bizim için. Yavaş yavaş istediğimiz oyunu oynayıp, üst sıralara doğru yaklaşıyoruz. Bunun için camia olarak bir bütün olmamız gerektiğini sürekli söylüyoruz. Takım olarak, taraftar olarak bir bütün olursak, çok çok iyi yerlerde bitirebileceğimize eminim ben. Galibiyette emeği geçen herkese, futbolcularımıze, teknik kadromuza ve 8-9 saat yol giderek, 14 Şubat'ta büyük aşkını yalnız bırakmayan, Koreografisine bir yenisini ekleyen taraftarımıza teşekkür ediyorum. Aşk Siyah Kırmızı!

13 Şubat 2010 Cumartesi

Antalyaspor Maç Öncesi Değerlendirmesi

Pazar günü kupada büyük bir başarı sağlayarak Galatasaray'ı eleyerek yarı finale yükselen Antalyaspor'a konuk olacağız.



Antalyaspor'dan bahsedecek olursak, Galatasaray maçında izlediğimiz Antalyaspor tıpkı bizim gibi, organize atak yapmaktan uzak fakat hırslı ve inançlı mücadele yapısıyla sonuca ulaşmaya çalışan bir takım kimliğinde. Aslında transfer de yapamadılar bu dönem pek. En başarılı transferlerinden biri şampiyon olan paf takımlarından verdikleri bir oyuncu karşılığı bedelsiz kiraladıkları Jedinak oldu ki, kiralık bir oyuncu için gelecek vaadeden bir gencinizi vermek ne kadar doğrudur orası tartışılır. En başarılı ve uyum sağlayan transferlerinden bir diğeri de Necati Ateş oldu şüphesiz. Küllerinden yeniden doğmakta olan bir Necati'yi izliyoruz son günlerde. Attığı gollerle takımını sırtlayan Necati, Antalya'nın kupadaki ve ligdeki maçlardaki başarısının baş mimarlarından biri oldu. Nitekim son iki maçta attığı 4 golle (Kasımpaşa ve Galatasaray) formda olduğunu kanıtladı.

Galatasaray maçı üzerinden yorum yapacak olursak, klasik 4-4-2 takımı olan Antalya'da oyun kurucu eksikliği göze çarpıyor. Tıpkı bizim ilk dönem olduğumuz gibi, oyunu yönlendirecek ve pas dağıtacak bir isime ihtiyaçları var. Bunu da şu an sakat olan Tita'yla giderebilirler diye düşünüyorum. Bunun yanında havadan gelen toplarda oldukça başarılı, Yalçın ve Sedat gibi son zamanların formda iki stoperine sahipler. Kaleci Ömer'den uzun uzadıya bahsetmeme gerek yoktur sanırım zaten. Altyapımızdan yetişme, milli takımın da kalesini korumuş Ömer'i biz Eskişehir'lilerden iyi tanıyan yoktur. Ömer'in yan toplardaki zaafiyetini düşünecek olursak, bu zaafiyeti kenarlardan yapacağımız ortalara Ümit Karan- Jaycee ve Mehmet Yılmaz gibi hava topları iyi oyuncularımızı kullanarak avantaja çevirebiliriz.

Antalyaspor gerçekten zorlu bir 90 dakika oynadı. Moralman oldukça üst seviyede de olsalar tıpkı İ.B.B gibi onlar da dakika 60-70'ten sonra oyundan düşeceklerdir. Bizimse çok fazla sakatımız yok. Elimizdeki oyunculara baktığımızda yedek kulübemizdeki oyuncular bile şu haldeki bir Antalyaspor'da ilk 11'de sahaya çıkar diyebiliyorum. Onların da sakatlıktan çok başı ağrıyor şu sıralar. Buna bir de yorgunluk eklenince, sahadaki avantaj bize geçecektir. Topla ayağa oynayan, top çeviren bir takım olmalıyız burası kesin. Bize tam saha pres de yapamayacaklarına göre, geriden şişirme toplarla değil de ayağa, yana ve dikine paslarla hücum yapmak hem onları yoracaktır hem de Rıza Çalımbay'dan beklenen o hoş futbolu bizlere gösterecektir. Umarım Antalya'nın sahası zemin olarak iyidir çünkü, bu maç da güzel bir zeminde Sezer'in maçı olabilir. Koray bindirmeleriyle destek olmalı. Bunun yanında tabii ki ortasahamıza da görev düşüyor. Eğer ilk yarının başından tam saha presle, baskılı bir oyunla başlayıp golü bulursak maç çok daha kolaylaşır bizim için.

Tüm oyuncular asıl mevkiilerinde oynatılırsa çok daha faydalı olur. Bu yüzden sağ açıkta Erkan Zengin'in başlaması daha iyi gibi. Nadarevic'e Necati markajında çok ama çok büyük bir görev düşüyor. Ama Nadarevic bu işlerin adamıdır. Bence başarılı olacaktır. Veysel'i de göz ardı etmemek lazım. Futbol bu aradan kaçıp atabilir. Bunun dışında duran toplarda çok dikkatli olmamız gerekiyor bana kalırsa. Bunlara dikkat edip, güzel bir sahada istediğimiz topu oynayabildikten sonra maçın avantajı her anlamda bize bakıyor zaten. Önemli olan bunu görebilmek, sahaya yansıtabilmek, deplasman fobisini kırabilmek.

Yarınki maç için, sakatlıksız, göze hoş gelen bir futbolla gelen bir 3 puan diliyorum ben. Futbolcular hem kendileri, hem taraftar, hem de Rıza Çalımbay adına alınacak ilk deplasman galibiyeti için kendilerini inandırırlarsa önümüzde kazanmamak için hiçbir engel yok. Formanızda zaferin şahlanan renkleri var!

10 Şubat 2010 Çarşamba

Rıza Çalımbay 2

Dedik ya biriken olaylar diye, şimdi taraftarın aylardır ısrarla söylediği ve o eleştirileri söyleyelim.


- Maç sonu ve genel açıklamalar

Bursaspor maçına kadar ne zaman puan kaybetsek bir bahanemiz vardı. "Mükemmel mücadele ettik, ama golü bulamadık.", "İstediklerimizi sahaya yansıtamadık, ama ben oyundan memnunum.","Çok gol kaçırdık.","Eksiklerimiz çok, sakatlıklarımız var.", "Transferi geç yaptık, yeni transferler hazır değildi" Bu liste uzar gider. Maç sonu Rıza Çalımbay'ın beyanlarına bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Mustafa Kemal Atatürk'ün çok güzel bir sözü vardır: "Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz." diye. Bunu çok iyi anlamamız gerekiyor bana kalırsa. Sürekli bahanelerle takımı şişirdik de şişirdik. Hatalarımızdan hiç ders almadık. Sürekli mükemmel mücadele ettik çünkü. Sürekli gol kaçırdık. Ama neden gol kaçırdığımızı araştırdık mı? Bu golleri nasıl kaçırmayız bir dahakine diye sorguladık mı kendi kendimize yoksa sadece bu maçta çok gol kaçırdık atsaydık 5-2 biterdi mi dedik? Belli ki atamamışız, maç da 1-2 bitmiş.

İkinci bir skandal ise "Eksiklerimiz var." demeci. Sen bir takımsın. 24 kişi değil mi senin kadron? Yedek kulübesi ne güne duruyor o zaman. Şimdi ben yedek kulübesindeki bir oyuncu olsam, demez miyim "Eee o zaman ne güne duruyorum ki ben?" diye. Sahaya 11 kişi çıkmıyor musun hocam, ee bu oyuncuları oynatmak senin işin değil mi? Sonra bir de "Nadarevic'in taliplisi yok, keşke olsa da satsak." beyanatın ne kadar acı verici. Kendimi Nadarevic'in yerinde düşünemiyorum bile. Hem adamın piyasasını yerle bir ediyorsun, hem de formayı alnının akıyla kapmış, canla dişle mücadele eden bu adamı resmen eziyorsun. Ne demek yani keşke olsa da satsak? Aynı şeyi Youla meselesinde de yapmadın mı? Neymiş efendim, "Eskişehir'de kovulmadığı site kalmadı.", "Türkiye Youla'yı barındırmamalı." gibi beyanatlar veriyorsun. Ee şimdi o adamla bizim 3 senelik kontratımız var. Senle kavgası yüzünden de oynatamayacağımıza göre satacağız. Bunun farkında değil misin? Ne diye o adamın piyasasını düşürüyorsun? Her şeye rağmen bu taraftar Youla - Rıza Çalımbay kavgasında senin yanında olmadı mı? Oldu.

Youla ne diyor; "Rıza Çalımbay yönetimin arkasından konuşuyor, yönetim onun arkasından. Ümit Karan'a sınırsız izin var, bana bir gün verseler çok mu?" Ateş olmayan yerden duman çıkmazmış. Kim çıkıp da "Hepsi yalan." diyebilir ki?

- Oyuncuları farklı mevkiilerde oynatmak

Canımızı en çok yakan olaylardan biri de bu bence. En son İ.B.B maçı ve Bursa maçında da başımızı ağrıttı hatta. Takımında anormal derecede eksik olmadıktan sonra, oyuncuları farklı bölgelerde oynatmayı anlamıyorum ben. Şimdi Erkan Zengin gibi bir adamın var; onu oynatmıyorsun yerine Koray'ı koyuyorsun iki maçtır. İki maçtır da sağ kanadımız felç hocam. Bunu Bursa maçında nasıl görmedin? Aynı hatayı iki kez yapıyorsan, yazıktır günahtır. Bursa maçına Ragıp - Alper - Bülent Ertuğrul ile başlıyorsun. Ki ilk maçımız olan Manisaspor deplasmanında olduğum için birebir şahit oldum, Bülent Ertuğrul sağ bek olarak verim veremiyor, veremez de. Yerini yadırgadığı için sık sık ortaya gidiyor, bu nedenle de orta boş kalıyor. Koray belki sağ açık olarak daha faydalı olabilir ama arkasındaki isim de Koray'ın performansında etkilidir. Formsuz bir Sezgin, orada oynamayan Bülent Ertuğrul'un yerine maça Koray'ı sağ bekte, Erkan Zengin'i açıkta başlatmak daha mantıklı değil mi?
Hadi bunu geçtim de, Naderevic gibi ağır bir futbolcuyu sağ bekte oynattın. Bunu nasıl izah edebiliriz ki hocam? Trabzonspor maçında oyuna kurtarıcı olarak moralsiz El Saka'yı aldığında; geleceğin yıldızı dediğimiz ama kulübede çürüttüğümüz Selçuk Alibaz ne düşünmüştür sizce? Takım 2-1 mağlup; kurtarıcı bir oyuncu lazım orta sahaya. Bakıyorum El Saka giriyor o bölgeye. Yazık değil mi, bu futbolcuları oyundan soğutmak değil mi?

Neyse bu bağlamda çok da üstüne gitmemek istiyorum. Netice itibariyle iyi bir konumdayız. Bunlar düzeltilemeyecek hatalar değil. Yeter ki taraftar - yönetim - teknik kadro üçgeninde herkes birbirine hoşgörüyle yaklaşsın ve hatalarını görsün. Bu sıkıntıları aşmanın tek yolu kutsal formanın ışığında buluşmak, birlik olmaktır.
Related Posts with Thumbnails