15 Nisan 2010 Perşembe

Ankaragücü Maç Öncesi Değerlendirmesi

2016-Avrupa Şampiyonası Adayı Türkiye... Sözüm ona futbol ülkesi. Sen Türkiye olarak diyorsun ki, Şampiyonada buraya gelecek 'milyonlarca' turisti koruyacağım, iyi bir şekilde konaklatacağının güvencesini vereceğim. Ama öbür yandan arasında 260 km olan şehirler arasındaki maça yasak getiriyorsun. Bu zihniyetle, bu anlayışla, böylesine bir turnuvayı almak; futbolda bir adım dahi ilerlemek mümkün mü?

İlk yarı oynanan maçta Ankara'dan gelen otobüslerde onca kesici aletin, futbolla alakası olmayan insanların işi neydi sorarım size? Polisin, devlet kavramının amacı insanları korumak ve güvende hissettirmek değil midir? Bunu yapmayınca keyfi olarak yasak koymak mı yani çözümü? Bakın, yıl 2010, çok seviyoruz ya övünmeyi ligimizin değeri şu kadar diye; o övündüğümüz ligin maçlarını bırakın TV'den izlemeyi, TRT gibi Türkiye'ye mal olmuş; devletin tekelinde bir kurum sayesinde zaten dinleyemiyorduk, şimdi bir de bu yasak çıktı karşımıza. Bu kolaya kaçmacılıktır, bu gerilimi tırmandırmaktır, bu acizliktir... Sevdanın önüne yasak koyanları, futbolu futbol olmaktan çıkaranları kınayarak yazımın futbolla ilgili kısmına geçmek istiyorum.

Takımda bir moralsizlik havası olması normal. Denizli gibi bir takıma kötü oynayıp kaybetmek, Rıza Çalımbay'ı sıkıntıya düşürdü. Özellikle de tamam-devam ayrımının yapıldığı, gelecek senenin konuşulmaya başlandığı son günlerde, 'sahada ruh gibi dolaşarak alınan mağlubiyet' herkesi gerdi.

Buna bir de Koray'ın sakatlığı da eklenince şok üstüne şok oldu. Nadarevic'in durumu belirsiz. El Saka cezalı. Sağ açıkta formsuz Sezgin ve göbekte Vucko, yanında da Veysel ikilisi gözüküyor ufukta ki Ankaragücü'nün yaratıcı isimlerine karşı bu defans ile oldukça zorlanabileceğimizi düşünüyorum.

Alper'in milli takımda olması her ne kadar bizim açımızdan çok gurur verici olsa da, takımdaki eksikliğini arıyoruz. Taze kan olarak ihtiyacımız olan bir isim çünkü Alper.

Forvette Jaycee'nin takıma küsmemesi, küstürülmemesi gerekiyor. Bu durumda herkes profesyonelce davranmalı. Jaycee biraz daha erken girebilir belki oyuna ama, onun da bunu elde etmek için tıpkı Nadarevic gibi yılmadan, azimle çalışması gerekiyor.

Aydın-Bülent Kocabey ikilisi yokları oynuyorlar. Sonradan girdiklerinde, sonradan girmelerine rağmen takım 1 kişi eksik oynuyor sanki. Umarım bir düzelme görülür bu maçta.

Sezer her zamanki gibi en büyük umutlarımızdan biri. Forvet arkasında serbest bir şekilde oynatılmasını isterim aslında Sezer'in ama, bu koşulda özellikle de sol açıkta yeterli bir isim olmadığından yine sol açıkta başlayacaktır diye düşünüyorum.

Ümit Karan son haftalarda oldukça hırslı, bu maçta eğer pozisyon bulursa atabilir. Golcü partneri Mehmet Yılmaz'ın formsuzluğu onu da etkiliyor. Mehmet Yılmaz'a kulübe yolu gözükebilir bir süreliğine bence. Bunun dışında, Adem Sarı da ikinci yarıları mutlaka kullanılması gereken bir silah.

Ankaragücü takımına bakarsak, çok geniş kadronun ve isim yapmış oyuncuların başarıyı getirmeyeceğinin en iyi örneğini görürüz. Geremi, Rothen, Vassell, Marek Sapara gibi isimler birebir düşünüldüğünde çok kaliteli isimler olabilir ama takım oyunu anlamında pek bir şey yapamıyor Ankaragücü.

Football Manager oynayanlar az çok bilir. Squad Harmony (Takım Uyumu) diye bir şey vardır. Ne kadar çok oyuncunuz olursa, takımı ne kadar çok şişirirseniz o kadar düşer. Ve bu düşük olduğu sürece, isterse elinizde en iyi kadro bulunsun, %100 performans sergileyemezsiniz. Ankaragücü de bunu yaşıyor. Ankaraspor'un Ankaragücü ile birleştirme planı ve Gökçek'lerin desteği ile astronomik bir kadro yarattığını sanan Ankaragücü aslında kendi kendini yiyip bitiriyor. Örneğin Serkan Kırıntılı. Milli Takımda oynayabilecek bir kaleci. Ankaragücü son maçlardaki beraberliklerini biraz da ona borçlu. Ama yedeği Senecky de en az onun kadar iyi. Bunun yanında defanslarında da Ediz gibi bir ismin olması avantajları. Orta sahaları o kadar kalabalık ki, Aydın Karabulut gibi, Murat Duruer gibi isimler harcanıp gidiyor kalabalığın içinde. Antrenmanları nasıl oluyor, tesislerde nasıl kalıyorlar varın siz düşünün.

Bunun yanında izlediğim kadarıyla 'yıldız' statüsüyle alınan oyunculara verilen ayrıcalıklar ve topla oynama izinleri de takımın uyumunu bozuyor. Takım oyunu olgusu, bireysel oyuna dönüşüyor. Zaten Türkiye genelinde pek hoş görülmeyen, sabırsız, antrenmanları basıp oyuncularını döven bir taraftar portresini düşündüğümüzde işlerinin ne kadar zor olduğunu anlıyoruz.
Gergin olabilecek bir maç. Ankaragücü, taraftarının da verdiği baskıyla üzerimize gelecektir. Eğer sakin olup, ilk dakikaları atlatırsak ve bunu kendi lehimize çevirebilirsek kadro olarak ve na uyum olarak onların üstündeyiz. Yeter ki onların oynayamadığı o takım oyununu onlara gösterelim.

12 Nisan 2010 Pazartesi

İstemek ya da istememek...


Tıpkı Gaziantep maçında olduğu gibi, yine ayağımıza gelen fırsatı Denizlispor'a 1-0 mağlup olarak geri dönülmemek üzere teptik. İşin kötüsü, ilk 6'da kalıp para alma hayallerimiz de tehlikeye girdi.

Maç sanırım "kazanmayı istemek" sözüyle özetlenebilir. Sanki tüm rakipleri kaybetmiş, Uefa'ya oynayan, kaliteli kadrosuyla, moralli bir Denizli vardı karşımızda. Biz de panik, önünü göremeyen, kara günler geçiren bir takımdık. Takım olarak Aydın Yılmaz'a döndük. -Aydın Yılmaz'a daha sonra değineceğim- İsteksiz, neden orada olduğu belli olmayan bir takım haline gelmemizde en büyük pay kime ait bunun cevabı her şeyden daha önemli. Hedefse hedef. Trabzonspor'la Beşiktaş berabere kalıyor, galibiyet halinde 5.liğe kadar yükselebilecekken sahada yürüyoruz. Yanımızdan top mu geçiyor diye bakıyoruz. Bugün Sakarya Gazetesi'nin haberi olayı çok daha çarpıcı yapıyor:

"Eskişehirspor´da dün lisans krizi yaşandı. 22 yaş altı yönetmenliği gereği alt yapıdan yetişen bir futbolcusunu ilk 18 kişilik kadroda bulundurulması gerekirken iki gün önceden Denizli´ye giden kafilede bu kontenjandan kaleci Kayacan Erdoğan bulundu. Ancak Kayacan´ın lisansı Eskişehir´de unutulunca dün gergin saatler yaşandı. Yapılan temaslar sonrasında Türkiye Futbol Federasyonu Bursa bölge müdürlüğünden gelen faks ile Kayacan maç başladıktan yaklaşık 18 dakika sonra yedek kulübesine oturabildi."

Bir Süper Lig takımı oyuncusunun lisansını götürmeyi unutuyor. Bu ne isteksizlik, bu ne amaçsızlık, bu ne laubalilik? Sorumlusu kim böyle bir şeyin. Nasıl ihmal edilebiliyor, anlamıyorum. Maçı kazanmış bile olsak, lisansı veremediğimiz takdirde hükmen mağlup olabilirdik. Bunu kim izah edebilir ki? E takımın teknik kadrosu, yönetimi lisansları unutacak kadar aciz olursa futbolcu ne yapsın?

Aydın Yılmaz demiştim... Geldiğinde herkesin en sevindiği oyunculardandı Aydın. Sonuçta kalitesi belli. Ama hep böyle futbolcular vardır, parlayamayan. Çünkü azmi yoktur, ya da gösteremez kendini. Potansiyeline ulaşamaz çabalasa da. İşin kötü tarafı, Aydın'da o çalışma azmi denen şey yok. Ben babasının fabrikatör olduğunu falan düşünüyorum. Ya da en kötü başka bir çalıştığı işi var sanırım. Sahada sürekli yürüdüğü için Galatasaray'dan yollanan Aydın, burada da beni şaşırtmıyor açıkçası. Dileğim bu tutumunun diğer oyunculara bulaşmaması.

Jaycee'nin hep 70-75'ten sonra alınması sonunda patlak verdi. Bu nedenle onun da mutsuz olduğunu düşünüyorum. Zira maça gidenlerden yorumlar Jaycee'nin devre arasında bile ısınmadığını söylüyor. Durum böyleyse kötü gerçekten. Son zamanlarda oldukça formsuz bir Mehmet Yılmaz izlerken, Jaycee ilk yarı sonunda alınarak takıma dahil edilebilirdi.

Daha önce hiç forma verilmemiş Caner Celep'in sonradan oyuna sürülmesini ben Denizli'yi tanıdığı için olarak algılamak istiyorum. Yoksa hiç oynamamış bir oyuncuyu, hele hele yedek kulübesinde nöbetçi golcümüz Adem Sarı varken niye sahaya süresiniz? Aydın, Jaycee, Bülent Kocabey... Takımdan git gide soğuyan isimler bunlar. Bizim kendimize soracağımız soru, bu isimlerden en çok verimi nasıl alabilirim olmalıdır.

Rıza Çalımbay, doğruyu söylemiş. Takım olarak çok kötüydük demiş. Taktiksel anlamda bir hata var mı bilmiyorum ama şimdi gereken asıl şey takım niye bu kadar isteksiz onu araştırmak, onu çözmek olmalı. Yoksa kalan 5 maç bizim için hüsran olur.

İstemek ya da istememek maçıydı. Şunu anladık, Denizli Süper Lig'de kalmayı delicesine isterken; bizse unumuzu elemişiz, eleğimizi asmışız. Ankaragücü maçında Süper Lig'in en istekli, en çok koşan ve mücadelesiyle zevk veren Eskişehirspor'unu tekrar görebilmeyi diliyorum.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Kardeşçe Kazanmayı Bildik.. 2-0


Güzel bir havada, bolca kırmızının olduğu bir tribün gördüm görüntülerden. Öyle ki Eskişehir'de havanın düzelmesiyle birlikte, her ne kadar tribün performansında düşüş görülse de; formalar, yazlık atkılar çıktı. Kırmızıyı daha çokça görmeyi diliyorum.

Maça dönecek olursak, evimizde kazanabilmeyi yerleştirdik artık. Süper Lig'de, evimizde rakibimiz kim olursa olsun 12. adamla birlikte oynayabilmeyi öğrendik. İyi oynasak da kötü oynasak da, az çok 3 puanı alabilmeyi öğrendik. İlk yarı vasatı aşamayan bir futbol ve Sezer'in şansının da yaver gitmesiyle beraber getirdiği gol bizi bahar uykusundan uyandırdı. İkinci yarı çok daha hareketli bir Eskişehirspor'duk. Koray'ın yokluğunu sağda arasak da, sonradan yapılan Alper ve Erkan Zengin değişiklikleri çok yerinde kararlardı. Kasımpaşa'nın yorulan kadrosuna karşı genç silahlarımız ve bitmek bilmeyen enerjisiyle, golden sonra bir de Erkan'la çok şık bir verkaç yaparak golü attıran Sezer Öztürk'ün gayretiyle kazanmayı başardık. Jaycee takıma çok geç dahil oluyor, bunu BJK maçında da görmüştük. Mehmet Yılmaz ve Ümit Karan gibi yaşı ilerlemiş oyuncuların yerine Jaycee monte edilmeli. Takıma ısınabilmesi için oyuna biraz daha erken alınması taraftarıyım ben.

Sezer'e ayrı bir paragraf açmak istiyorum açmasına da, nazar değecek diye çok korkuyorum. Ben ilk geleceği söylentilerinin çıktığı gün sabaha dek transfer haberini beklemiştim. Geçen sene Manisaspor'un maçlarını bir arkadaşım sayesinde az çok takip etmem nedeniyle Sezer'i biliyordum. Beşiktaş'ın, Galatasaray'ın ve hatta Trabzon'un peşinde olduğunu da... Bize gelmesini en çok istediğim oyunculardan biriydi Sezer ve gerçekten gelmesiyle uzun süredir beklediğimiz "10 numara" boşluğunu dolduruyoruz gibi gözüküyor. Sezer kanatlardan ziyade serbest rolde çok daha iyi. Daha bunun tam performansı olmadığını düşünüyorum. Gün geçtikçe daha da iyi olacak ve milli takımda da oynayacaktır. Yeter ki şımarmasın, yeter ki talihsiz şeyler olmasın. Tekrardan Allah nazardan saklasın diyorum.

Aydın'ın isteksiz oyunu sürüyor gibi. Ama ne kadar yetenekli olduğunu söylemeye gerek yok. Potansiyeline bu isteksizliği yüzünden bir türlü ulaşamayan bir isim Aydın Yılmaz. Galatasaray'dan da aynı nedenden ötürü bileti kesilmişti. Volkan Yaman, Ümit Karan gibi isimlerin olması onun için büyük şans. Elinde önemli bir şansı var, Eskişehirspor onun için önemli bir şans. Umarım kalan 6 haftada kendini daha fazla gösterir. Erkan Zengin, yedek kalıyor çoğu zaman ama küsmeyip çalışıyor. Nitekim Antalya maçında olduğu gibi bu maçta da golünü atarak, Rıza Çalımbay'a göz kırptı. Koray'ın yokluğunda bu gol bizim için çok değerliydi sağ kanadı görmek açısından.

Ümit Karan'ın son zamanlardaki performansını oldukça beğeniyorum. Takıma, kaptanlığa daha da bir adapte olmuş, daha da bir inanmış durumda. Bu haliyle olsun hep, jübilesini bile bizde yapabilir. Artık sahada daha az hakemle uğraşan, daha hırslı, taraftarla bütünleşmiş bir Ümit Karan izliyoruz. Umarım böyle devam eder kaptan.

Gerçekten güzel ve anlamlı bir galibiyet oldu. Bu sene ne kadar yukarıda bitirirsek, seneye kendimize güvenimiz o kadar yüksek olur. Avrupa hayallerimiz uzaktan bize göz kırpsa da bu sene için halen zor gözüküyor. İlk 6'da kalıp, seneye alacağımız parayla beraber; büyük camia ile bir olup bu sene Bursaspor'un yaptığını yapabilecek güçteyiz. Yeter ki inanalım, formanızda zaferin şahlanan renkleri var.

31 Mart 2010 Çarşamba

Eskişehirspor U15 Takımı Türkiye Finallerinde!


Geçen sene de teknik çalıştırıcı Berkant Ongan'ın nezaretinde U14 olarak önemli işler yapan ve bölgesel ligde 1. olmayı başaran şimdiki U15 takımımız bizi gururlandırmaya devam ediyor. Bu sene de kadrosunu koruyan ve bölgesel ligde şampiyon olup play-offlara kalan genç yeteneklerimiz play-off'u da mağlubiyetsiz kapatarak bizi Türkiye finallerinde temsil ediyor. Özellikle şimdiden profesyonel sözleşme yapılmış olan Nuri Fatih Aydın'la beraber, U15 milli takımına da davet edilmiş Erdin Üzer'in performansları umut verici. Bunun yanı sıra Batuhan Aksan, Hilmi Vurkun ve bunun gibi bir çok genç yeteneğimiz şu an A takıma bomba gibi hazırlanıyor. Bundan 4-5 senesinin Eskişehirspor'una Türkiye Finallerinde başarılar diliyorum.

İlk maç: Trabzonspor U15: 2 Eskişehirspor U15: 2 (Goller: Fatih Aydın, Fatih Ceylan)

28 Mart 2010 Pazar

Rüyadan Uyandık. 3-2


Bayağı bir uzun süredir gerek internetteki sorun, gerekse işlerim dolayısıyla forumdan uzak kaldım. Tekrardan geç olsun, güç olmasın diyor yazıma geçiyorum.

Aslında bu başlığı Gaziantep maçından sonra düşünmüştüm. "Rüyadan uyanmak..." Evet, uzun süreden sonra bulunabildiğimiz Süper Lig'de, henüz 2 sene geçmişken UEFA Avrupa Ligi hayalleri kurarken buluverdik kendimizi. Gaziantep maçındaki o son dakikada yediğimiz talihsiz gol geliyor aklıma. O maçı kazansak, bugünkü maçlar farklı olur muydu bilmem ama ilk orada anlamıştık henüz bu işler için toy olduğumuzu. Ardından müthiş bir Galatasaray ve nefes kesen Kayseri maçlarından sonra tekrar bir şekerleme yaptık. Herkesin içinde bir umut. Herkes planlar yapıyor; "Trabzon ve Fener ilk 4'te olur, biz de Beşiktaş'ı geçip 5. bitirirsek UEFA'ya gideriz." Ve herkes buna inanmış, Anadolu'nun tekrar devrim yapmaya başladığı şu günlerde "devrimi başlatan ES-ES" neden ben de yapamayayım diyor... Ve Diyarbakırspor'u, Boluspor'u yıkarak tarihe geçtiğimiz, Süper Lig'e yükseldiğimiz İnönü Stadı'na kilometrelerce uzaktan akın ediyordu...

Maçtan önce antrenmana çıkan oyuncularımızın gözlerinden inanç okunuyordu. Motive olmuştuk bu maça, hem de hiçbir maça olmadığımız kadar çok. Kaptan Ümit Karan, taraftarla arası soğuk, diyenlere nazire yaparcasına kadar tribünün yanına kadar geldi. Kaptanlık pazu bandı daha bir yakışıyordu ona sanki. Ve herkesin gözünde o inanç vardı. Fazla motivasyon aslında çok tehlikelidir, kullanmasını iyi bilmek gerekir.

Elimizdeki en iyi ilk 11'le sahaya çıktık. Orta sahanın ön libero kısmındaki eksiklik en çok göze çarpan yerdi. Maça çok hızlı başladık. İnanılmaz bir motivasyonla mücadele ederken, daha ne olduğunu anlamadan kaptan hırsının meyvesini aldı. Dedim ya, inanmıştı; taraftarı arkasındaydı.
Hırsı ve takipçiliği ona o güzel golü getirdi. Ardından top yine bizdeydi. Orta sahada genç iki isim, Alper ve Veysel müthiş bir motivasyonla mücadele ediyor, Sezer Öztürk ne kadar kaliteli bir isim olduğunu her geçen günkü gibi hissettiriyordu. Hızlı bir hücumda Alper, Ernst'in müdahalesiyle yerde kaldı ve açık bir penaltı kazandık. Bunu da kaptan Ümit Karan golü çevirince deplasman tribünü yıkılıyordu. Yetmedi, yine yüklenmeye başladık. Son günlerin formda ismi Koray, herkesi çalımlamasına çalımladı ama golü unuttu. Ardından Mehmet Yılmaz'ın o kafasında Rüştü'nün müthiş kurtarışı... Bunlar maçın kırılma anıydı. Zaten moral bozukluğu yaşayan Beşiktaş, 3. golü görse toparlanması mümkün olmazdı.

Ama ardından bir basit hatayla golü kalemizde gördük ve o an motivasyonumuz yerle bir oldu. Dedim ya, fazla motivasyon çok risklidir. Aleyhinize döndüğü an geri çevirmeniz imkansızdır. Ve öyle de oldu. Golden sonra herkeste bir panik havası. O 2-0'da bu sezondaki en güzel futboldan birini oynayan, üçgenler kurup top çıkaran, kendine güvenen Eskişehirspor gitmiş; yerine "ya bir gol daha yersek?" korkusuyla sağa sola koşturan bir takım gelmişti. Bunda futbolcuları ya da teknik kadroyu suçlamak da yersiz. Aynı şey tribünde bizlerde de oldu çünkü. Neyse ki ilk yarı 2-1 üstünlüğümüzle sona erdi.

İkinci yarıda ilk dakikalarda biraz olsun toparlanmaya çalışsak da karambolden bir golle 2-2 olunca ipler zaten koptu. Üstüne üstlük, maçın en çok koşan adamı Alper'in yerine hiç koşmayan Aydın oyuna girince orta saha defans bloğumuz tamamen yok oldu. Sarı kartı olan Veysel, ilk 11'deki ilk maçının tecrübesizliğiyle ve sarı kartının verdiği atılma korkusuyla 90 dakika mücadele ederken Alper'in çıkması bana kalırsa çok da mantıklı değildi. Ama bunun sakatlığı, formsuzluğu var. Bu yüzden fazla yorum yapmak istemiyorum. Ama Aydın Yılmaz'ın Galatasaray'dan gönderilmesinin en büyük nedeni buydu zaten. İsteksizlik. Rıza Çalımbay bu değişikliğiyle belki Sezer'i daha etkili kullanmak istedi ama orta sahamız tamamen oyundan düştü. Akabinde sağlı sollu gelişen Beşiktaş ataklarını elimiz gözümüzde izledik. Jaycee'nin gelişi iyiye işaretti çünkü, Jaycee gibi bir oyuncuyu ilerde gören Beşiktaş bu kadar dengesiz hücuma çıkmaya korkabilirdi. Ama Jaycee formasını giyse bile yedek kulübesinde bekledi. Ta ki golü yiyene dek. İş işten geçmişti. 3-2'den sonra zaten hem psikolojik, hem de fizik olarak oyundan düşmüştük. Sezer'in son dakikalardaki şutundan da yararlanamayınca 2-0 öne geçtiğimiz maçı 3-2 vermiş olduk.

Maç sonundaki güzel anlardan biri de tüm oyuncularımızı tribüne çağırıp alkışlamamızdı. Çünkü bunu hak etti tüm oyuncularımız. Bazı şeyler olmayınca olmuyor. Ama bu mücadele ruhu, bu Eskişehirsporluluk ruhu devam ettikçe 2-0'dan 3-2 verdiğimiz maçların sayısı çok sınırlı kalacaktır. Yeter ki inanalım. Belki bu seneki düşlerimizden bir adım kaldık, belki de güzel bir rüya görüyorduk uyandık. Ama unutmayalım: Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır!

19 Şubat 2010 Cuma

Zor Sınav - Gençlerbirliği Maçı Öncesi

İlk kez 2 maç üstüste kazanmanın tadına varıp, belki de ilk 6 düşlerimizle evimizde zorlu Gençlerbirliği maçına çıkıyoruz.
Gençlerbirliği'nin geçen haftaki mağlubiyeti kimseyi şaşırtmasın. Gerçekten çok iyi, ayağa top yapan ve kaliteli oyuncuları var. Özellikle son dönemde adından oldukça söz ettiren sol açık "Hurşit Meriç"i savunmak önemli. Bunun haricinde Mustafa Pektemek, Burhan Eşer, Kahe gibi hücumda oldukça etkili silahları var.
Bizde ise son gün çıkan Volkan'ın sakatlığı can sıkıyor. Uzun süredir maç oynamamış Murat Önür mü, yoksa son dönemdeki formsuzluğuyla tekrar yedek kulübesine çekilen Sezgin mi sol bek oynar bilinmez ama kim oynarsa oynasın, hücumda sol açıkta sıkıntı yaşayabileceğimizdir. Caner'in ilk 11'de başlaması mümkün olmadığına göre, Bülent Kocabey'in de formsuzluğundan ötürü yine sol açıkta Mehmet Yılmaz başlayabilir. Durum böyle olunca da sol kanat ataklarımız tamamen ölebilir. Ama ben Rıza Çalımbay'ın buna bir şekilde çözüm bulacağına inanıyorum. Aydın'ın ilk 18'e alınacağını düşünüyorum. İkinci yarının sonlarında sol açıkta Aydın'ı görebiliriz. İnşallah onun için de iyi bir başlangıç olur.
Sağ kanadımızda ise, her zaman dediğim gibi sağ bekte Koray, sağ açıkta Erkan Zengin olmalı. Bence artık bu sefer öyle başlayacağız karşılaşmaya. Sezer'i yine ikinci yarının başında dahil edebilir Rıza Hoca oyuna. Çünkü oyun sisteminde 2 ön libero var, bunu maçın başında asla bozmuyor. Forvette ise Jaycee - Ümit Karan ikilisini görebiliriz. Defansta stoper zaten Nadarevic - El Saka klasik ikilisinden oluşacaktır. Ön liberoda ise Bülent Ertuğrul - Doğa tercihimdir, ama Ragıp oynayacağına Alper oynasın bana kalırsa.
Aslında kadro derinliğimiz oldukça geniş, bu yüzden ilk 11'i çok iyi kurmalıyız. Çünkü değiştireceğimiz her ekstra oyuncu elimizi kolumuzu bağlayacaktır. Örneğin Bülent Ertuğrul'u sağ bekte başlatır da, daha sonra Koray'ı oraya çekip, Bülent Ertuğrul'un yerine Erkan Zengin'i alırsanız boşu boşuna 1 oyuncu değişikliğiniz gitti demektir. Yedek kulübenizde Aydın, Adem, Bülent Kocabey, Sezer, Caner Celep, belki de Jaycee gibi isimler var. Hepsi de ilk 11'de çıkabilecek oyuncular fakat bizim için önemli olan, hangisinden hangi bölgede maksimum verimi alabilirim sorusudur. Bu yüzden hem ilk 11 seçiminde, hem de oyuncu değişikliğinde çok dikkatli olmalıyız.
Umarım güzel bir havada, güzel bir futbolla 3 puanı almayı başarır; yukarı hedefimizi iyice büyütürüz. Gençlerbirliği yenemeyeceğimiz bir takım değil, yeter ki inanalım, Rıza Çalımbay'ın basın açıklamasında dediği gibi bir bütün olalım; gerisi zaten gelir. Allah utandırmasın.
Related Posts with Thumbnails